Vazgeçilmez!

Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez zannedenlerle doludur”*

        Garip Ahmet muayenehaneden içeri girdiğinde yüzüne ölü benzi vurulmuştu ve nefesini omuzlarından alıp veriyordu. Doktor Mustafa onun bu hâlini görür görmez, telaşlandığını belli etmemeye çalışarak; “Ooo, Ahmet Âbi hoş geldin, hayrola” dedi. Garip Ahmet; “Doktorum, nefesim biraz daraldı da bir muayene olayım diye geldim” dedi. “Âbi şöyle uzan da bir bakayım” diyerek hastayı muayene masasına yatıran doktor, büyük tansiyonu 6, küçük tansiyonu ise 2 olarak ölçtü. Nabız filiform olup zor alınıyordu. Dinlediği kalp fibrilasyondaydı, bıçağın sırtında, dursam mı devam mı etsem arasında gidip geliyordu. Akciğer tabanlarında yaygın kaba raller duyuluyordu. Garip Ahmet’in, kalp yetmezliğinin en uç noktasında ve ölümün kenarında olduğunu gören doktor, hızla serum taktı, damardan 1 ampul “Cedillanid” yaptı. Beş dakika sonra 1 ampul de “Lasix” yapıp muayeneyi tekrarladığında kısmi bir düzelme olduğunu tespit etti.
Onbeş dakika kadar sonra Garip Ahmet kendisini oldukça rahat hissediyordu. “Doktorum, eline sağlık, serum çok iyi geldi, nefesim açıldı, iyice rahatladım, müsâdenle  ben gideyim, araba aşağıda bekliyor” dedi. “Dur bakalım Ahmet Âbi, telaştan sana bir çay bile ikrâm edemedim, hem biraz konuşmamız gerekiyor” dedi Doktor Mustafa. Komşu çay ocağından iki çay söyledi, Garip Ahmet’i karşısına oturttu. “Motoru çok yormuşsun Ahmet Âbi, en az bir ay ve yatarak dinlenmen gerekiyor. Ben az önce hafif bir takviye yaptım ama bu etki geçici bir durum. Birazdan seni kalp uzmanı bir arkadaşıma göstereceğim, esas tedâviyi o yapacak”.“Ama doktorum, aşağıda bir minibüs yolcu beni bekliyor, ayrıca mektup torbaları ve posta kolilerini de iki saat içinde Kayseri Postânesi’ne yetiştirmem gerekiyor” dedi Garip Ahmet. “Ahmet Âbi, ben yeğenine haber verdim, az sonra burada olur, arabayı onunla göndeririz”. “Ama doktorum, Mâruf neyi nereden alacağını, hangi paketi nereye bırakacağını, hangi evrakı kime imzalatacağını bilemez ki!”. “Ahmet Âbi, zannediyorum işin ciddiyetini anlatamadım, durum oldukça kritik. Allah korusun, direksiyon başında sana bir hal olursa, postayı mostayı bırak, yolcuların can güvenliğini kim garanti edebilir, kendi canını düşünmesen bile bunun vebâlini taşıyamazsın, ben de buna izin veremem”.Garip Ahmet’in yeğeni Mâruf geldi, amcasından gerekli bilgi ve tâlimatları alıp Nevşehir-Kayseri arasında posta taşımacılığı yapan ve ön kapağında “GARİP” yazan 1978 model kırmızı Ford minibüsle, Uçhisar-Ortahisar-Ürgüp-İncesu-Kayseri güzergâhından yolcularını ve posta muhteviyâtını yerine ulaştırmak üzere hareket etti.
Doktor Mustafa, babası gibi sevdiği Garip Ahmet’i aynı binada muayenehânesi olan kardiyolog Levent Bey’e götürdü. “Levent Hocam, Ahmet Âbi, benim babam yerindedir. Altı yıllık orta ve lise tahsilimiz boyunca, minibüsü ile sabah bizi Uçhisar’dan aldı Nevşehir’e getirdi, akşam da Nevşehir’den aldı kasabamıza geri götürdü. Paramız varsa, ne verirsek onu alırdı, yoksa zâten istemezdi. Îcâbında cebimize harçlık koyduğu da olmuştur. Demin biraz rahatsızlanmış, bana uğradı, kalp yetmezliği olduğunu görünce âcil müdâhaleyi ben yaptım, damardan bir ampul glikozid ve bir ampul diüretik uyguladım. Kısmen rahatladı, ama teşhisi kesinleştirelim ve tedâviyi düzenliyelim diyerek size getirdim. Bundan sonra Ahmet Abim’in emâneti sizedir” diyerek hastayı yeni doktoruna teslim etti.
Levent Bey, hastayı dikkatlice muayene etti; tansiyonunu ölçtü, kalbini ve akciğerlerini dinledi, batın palpasyonunu ve ekstremite kontrollerini yaptıktan sonra EKG’sini çekti ve EKO yaptı. “Ahmet Bey, Mustafa Hocam’ın teşhisine ben de katılıyorum, kalbiniz çok yorulmuş, ileri derecede kalp yetmezliği gelişmiş. Sizi bir süre hastânede yatırıp tâkip edeceğiz, sonra da uzunca bir ev istirahatine alacağız” dedi. Garip Ahmet, biraz isteksizce de olsa iki doktorun ortak tavsiyesine uymak zorunda kaldı, hastâneye yatmayı kabûl etti. Levent Bey hastâneyi arayıp yatağını hazırlattı, uygulanacak tedâviyi kardiyoloji sorumlu hemşiresi Serap Hanım’a târif etti. “Mustafa Hocam, hastamıza servisimize kadar refâkat edebilirseniz sevinirim, yürütmezsek iyi olur, bir araba ile götürelim. Hemşire hanım gerekenleri yapacak, ben akşama doğru uğrayıp tekrar göreceğim”.
Doktor Mustafa, Garip Ahmet’i hastâneye götürdü, yerine yerleştirdi, gerekli ufak-tefek malzemeleri têmin etti. “Ahmet Âbi, şimdi ben müsâdeni istiyorum, akşama doğru Levent Bey gelip kontrol edecek, yârın sabah ta ben uğrayacağım. Evden gelecek birşeyler varsa eve uğrar alır getiririm, bu arada yenge hanıma da bilgi veririm, merak etmesinler. Haydi Allah’a emânet ol” diyerek işine döndü. Yolda Garip Ahmet’in, çocuğu olmadığı için kendisine “garip” lakâbını yakıştırdığını, çok fedâkar ve yardımsever bir yapısı olduğunu, tanıyanlar tarafından ne kadar sevildiğini düşündü.
Ertesi sabah hastâneye giden Doktor Mustafa, Garip Ahmet’i yatağında göremeyince “yoksa !” diye telaşlanarak hemşire odasına koştu. Serap Hemşirehanım, “hoşgeldiniz doktor bey, hastanızı bütün ısrarlarımıza rağmen maalesef tutamadık, yarım saat kadar önce ayrıldı. Kendisini gâyet iyi hissettiğini, işinin başına dönmek zorunda olduğunu söyledi, size de selâmı var” dedi. Hızla postâneye giden Doktor Mustafa, Garip Ahmet’in biraz önce, arabasındaki 13 kişi ile birlikte Kayseri’ye hareket ettiğini öğrendi. Lahavle çekip, Göreme Oteli’nin karşısında bulunan muayenehanesine çıktı.
Akşam işi bitince ilk işi Garip Ahmet’in Uçhisar’daki evine koşmak oldu. Garip Ahmet, akşam yemeğini yemiş, hanımı ile karşılıklı çay içiyordu. “Ooo doktorum, hoşgeldin, niye zahmet ettin. Ben, gördüğün gibi çok iyiyim. Zâten Levent Bey’in verdiği hapları da kullanmaya başladım, evelallah bir haftaya hiç bir şeyim kalmaz” dedi. “Hanım, doktorumun çayı biraz demli olsun, yanına da az önceki sıcak börekten koy”. “Ahmet Abi, anlaşmamıza uymadın, beni üzdün. Acelen neydi, böyle kaçar gibi apar topar hastâneden ayrıldın, Levent Bey’e de mahcup olduk” diye sitem etti Doktor Mustafa. “Doktorum, dün Mâruf bütün işleri karıştırmış, kolileri yanlış yerlere bırakmış, torbaları almayı unutmuş, hâsılı kelam, ortalığı arap çorbasına çevirmiş. Postâneden arayıp şikâyet ettiler. Ben de ‘bu işleri kendi elinle yapmazsam böyle olur’ diye kahırlandım, kendimi de iyi hissediyordum, kalkıp gittim, bütün işleri eski düzenine oturttum” diye cevapladı Garip Ahmet. “Ahmet Âbi, kusura bakma da, sen hâlâ işin ciddiyetini tam olarak anlamış değilsin gâlibâ. Dün de konuştuk, Allah muhafaza direksiyon başında sana bir hâl olursa, sâdece kendini değil bir araba dolusu yolcuyu da ölüme sürüklersin. Kendinle berâber başka insanları da tehlikeye atmaya hakkın yok. Olmaz amma, farz-ı muhal, bir aylığına öldüğünü farzet; ne Kayseri yolcusu, ne posta torbaları, ne de evraklar yerinde kalır. Birileri senin yerine bu işleri yapmaya, dünyanın çarkını döndürmeye devâm eder” diye üsteledi Doktor Mustafa. Garip Ahmet, “öyle mi doktorum, bizim durum gerçekten vahim diyorsun. Ne yapalım, mâdem oluyormuş, bir aylığına ölelim bakalım. Biliyorsun Ankara’da birâder var, oraya gideyim. Büyük şehrin doktoru da büyük olur derler, orada bir rektefeden geçelim” diye boynunu büktü.
Ertesi gün Doktor Mustafa, Hacettepe’den hocası, meşhur kardiyolog Profesör Aydın Bey’den, Garip Ahmet için iki gün sonrasına randevu aldı. Aynı gün Ankara’ya giden Garip Ahmet, kardeşinin İncesu’daki evine misâfir oldu.
Randevu günü Uçhisar’da bir salâ verilmeye başlandı. Salânın bitiminde müezzin “kasabamızın sevilen minibüsçülerinden, Garip Ahmet ismiyle mâruf Ahmet Ölmez, Ankara’da Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenâzesi, yârın öğle namazını müteakip kasaba  mezarlığına defnedilecektir. Mevlâ rahmet eyleye” diyerek ve bunu üç defâ tekrâr ederek cenâzenin kimliğini kasaba halkına duyurdu. Garip Ahmet, randevusuna gitmek üzere evden çıkıp kardeşinin arabasına binerken, bir ayağı dışarıda, ön koltukta dünyanın dağdağasından kurtulmuştu.
Vefâtından kısa süre sonra kırmızı minibüsü satıldı, üzerindeki “garip” yazısı silindi. Şimdi başka “kendisini vazgeçilmez sananlar” Nevşehir-Kayseri postasını götürüp getirmeye devâm ediyorlar.

*Fransız atasözü, Mevlana’ya da atfedilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s