Kaynar Su mu, Korona mı?

Aşağıda okuyacağınız yazı, merhum Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi Efendi’nin “A’mak-ı Hayal” isimli kitabındaki bir hikayeden uyarlamadır:

O sabah karıncalar diyarında hummalı bir koşuşturma ve heyecan vardı. Kahramanımız etrafındakilere sordu: “N’oluyor? Nedir bu telaş?”. “Haberin yok mu, padişahımız efendimiz komşu ülkeye harp ilan etti! Ordu, birazdan veliaht şehzade hazretlerinin komutasında yola çıkacak, son hazırlıklar yapılıyor”. Bunu duyan kahramanımız, hemen en yakın askere alma merkezine başvurdu, kaydını yaptırıp silahlarını kuşandıktan sonra kendisine gösterilen takımda yerini aldı. Biraz sonra padişah hazretleri, sarayın balkonundan orduyu teşyi eden ve cesaretlendiren güzel bir konuşma yaptı. Yapılan duaların ardından milyonlarca karıncadan oluşan muazzam ordu düşman ülkesine müteveccihen yola çıktı.

Askerler gayet şen şakrak, aralarında şakalaşarak, neşe içinde yola devam ediyorlar. Galip geleceklerinden en ufak bir şüpheleri yok. Böyle yer götürmez bir orduya kim karşı koyabilir ki! Kuşluk vakti yola çıkan ordu, bu minval üzere öğle vaktine kadar yol aldı. Askerin yorulduğunu hisseden şehzade hazretleri gümrah bir gölgelikte mola verdi. Askerler sevinç içinde çıkınlarını açıp nevalelerini yemeye başladılar. Olacak bu ya; tam keyiflerinin zirve yaptığı esnada, gökyüzü birdenbire simsiyah kesildi. Daha kimse ne olduğunu anlayamadan gökyüzünden kaynar sular boşaldı. Başkomutan dahil ordunun tamamı kaynar su deryasında garkolup gittiler. Tufan kesilince, faciadan kurtulabilen 3-5 yaralı asker, kahramanımızla birlikte hızla memlekete döndüler ve yaşadıkları büyük felaketi haber verdiler. Ülkede feryat-figan arşa yükseldi, bayraklar yarıya indirildi, 40 gün matem ilan edildi!

Sütçü Ahmet Efendi, her gün yaptığı gibi, sabah namazını kıldıktan sonra köyünden sütleri toplayıp güğümlere doldurdu ve beygirine yükleyip şehre indi. Abonelerini dolaşıp sütlerini teslim etti. Öğle sıcağı çökmüş, sabahtan beri dolanmaktan hem kendisi hem de beygiri bir hayli yorulmuşlardı. İşleri bitince, Ahmet Efendi her zaman çay içtiği kahvehaneye gitti. Beygiri bahçede bulunan gümrah at kestanesinin gölgesine çekip torbasını taktı. Kendi de bir masaya oturup çay söyledi ve çıkınında bulunan peynir dürümünü iştahla yemeye başladı.

Gölgede rahatlayan ve yediği arpa ile keyfi yerine gelen sütçü beygiri, idrarını üzerinde durduğu Arnavut kaldırımının üzerine şarıl şarıl bırakıvermesin mi! Beygirin sıcak idrarı, tam da orada dinlenmek için mola veren karınca ordusunun tepesine kaynar sular halinde ve büyük bir felaket olarak boşalmıştı! Demek ki, milyonlarca karıncadan oluşan devasa orduyu telef eden büyük felaket, bir sütçü beygirinin işemesinden ibaretti!

Kıssadan hisse: Bizim tepemize gökten kaynar sular boşalmasına da lüzum kalmadı, ne idüğü belirsiz bir virüs yetti de arttı bile!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s