Güç Bizde Artık!

 

Kara gün kararıp kalmaz demiş atalarımız! Allahu âlem, bizim liyakatimizden ziyade zulüm cephesinin kantarın topuzunu fazla kaçırması sebebiyle, bin yıl sürecek denen Şubat ayazı da geçti gitti çok şükür. Şimdi de iktidar, güç ve imkan imtihanına tabi olacağız, Allah rast getire!

Nasıl Profesör Oldum!

2008 yılında yapılan rektörlük seçimini bizim de desteklediğimiz aday olan Prof. Dr. Cemil Çelik kazandı. Cemil Hoca sağolsun önceliği mağduriyetleri gidermeye verdi. Bu kategoride ben de 10 senelik yardımcı doçentliğin arkasından, doçent olamadan profesör oldum. Bir yıl kadar rektör danışmanlığı yaptım.

1503483_753758584648319_568536382_n(Profesörlük, 2008)

Bu süreçte; koltuğa oturan insanların değiştiğini ve eleştiriyi sevmez hale geldiklerini yakından müşahade etme imkanı buldum. O koltukta ben otursam nasıl olurdum sorusuna da net bir cevabım yok doğrusu! Sonunda, Rektör Bey’le yönetim anlayışlarımız uyuşmayınca ayrıldım. Bu ayrılmada bardağı taşıran damla, Üniversitemize gelmesinde epeyce bir dahlim olan İlahiyat Fakültesi Dekanı Cem Zorlu’nun gönderilme yöntemi oldu. Burada ilginç bir olayı da serdedelim:

Danışmanlıktan Cuma günü ayrıldım. O sırada kayınpederini ziyaret için Malatya’da bulunan Pittsburgh İslam Merkezi Müdürü, değerli Kardeşim Kadir Gündüz aradı. Hafta sonu, yolu Pitsburg’a uğramış arkadaşlarla bir araya gelsek, eski günleri bir yad etsek dedi. Ben de, “Hay hay kıymetli kardeşim, bizim lojman bu iş için uygun, buyurun” dedim. Pazar sabahı misafirler teşrif ettiler: Ulvi Saran (vali), Ahmet Kızılay (şu anki rektörümüz), Recep Aslaner (Eğitim Fakültesi matematik hocası), ben, Kadir Gündüz ve bacanağı Cevdet Atalan. Kahvaltı, sohbet, muhabbet, eski günler, yeni günler, güzel ve nostaljik bir 2 saat geçirdik. Ertesi gün, kapıdaki kırmızı plakayı gören üniversite ahalisinin yorumu: Rektör Bey, Mustafa Şenol’u istifadan vazgeçirmek için evine kadar gelmiş, ama vazgeçirememiş! Epey gülmüştük! Bazen böyle enteresan tevafuklar da olabiliyor! 

Güç, imkan ve iktidar imtihanında da bir şeyler yolunda gitmiyor gibiydi. İşlerin olması gereken seviyede seyretmemesi, çoğumuzun “Rabbena, hep bana” türünden davranışları, çok basit menfaatler için birbirimizi kırıp dökmemiz, atamalarda hep itaat edecek yapıdaki insanların öne çıkması… gibi pek çok sebeple geri plana çekilmeye çalıştım. Bu kararımda, yılların getirdiği yorgunluk ve bedbinlik te etkili olmuştur muhtemelen. Ama “Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten” diyebilmek için de bir mazeret gerekiyordu. Cenab-ı Hakk onu da lutfetti elhamdülillah!

Hastalığım!

Amerika’da iken bende bir ışık duyarlığı başlamıştı. Bunu o zamanlar daha önce hiç kullanmadığımız şekilde yoğun bilgisayar kullanımına bağlamıştım. Zamanla, göz kapaklarımda, omuz ve kalça kaslarımda yorgunluk hissetmeye başladım. Tahlillerde CK (kreatin kinaz) ve PSA (prostat spesifik antijen) de yüksek çıkınca, kendi kendime Dermatomiyozit teşhisi koydum. Birkaç defa da prostat biyopsisi yapıldı, sonuçlar normaldi. Bu konuda; nöroloji, romatoloji, fizik tedavi hocası arkadaşlarımla da istişareler yaptım, bir sonuca varamadık. 

Hastanemize romatoloji uzmanı genç bir arkadaş tayin edilmişti. Onu ziyarete gittim, hayırlı olsun dileklerimden sonra şikayetlerimden bahsettim. “Hocam, durumunuz McArdle Hastalığı’na benziyor. Bazı testler yaptıktan sonra kesin konuşabilirim” dedi. Gerekli testleri yaptı ve teşhisi kesinleştirdi. “Acer testinin suyu soğuk olur” atasözü bir kere daha doğrulanmıştı. Ben de de dahil, o kadar hocanın içinden çıkamadığı durumu yeni mezun bir uzman çözmüştü! Şu anda Samsun’da profesör olarak çalışan Dr. Metin Özgen’e ne kadar teşekkür etsem azdır!

Böylelikle hastalığımızın adı konmuş oldu ve rahatladım. Yapılacak özel bir tedavi yoktu. Eskiden 1 ton yük çekebilen araba yorulmuş ve istiab haddi 250 kiloya düşmüştü. Yani fiziken fazla yorulmamam gerekiyordu. Bu durum emekli olabilmem için iyi bir gerekçe oluşturdu. “Ömür  Yaprakları” hikayesi bir kere daha tahakkuk ediyordu. Malatya’da yiyecek ekmeğimiz, içecek suyumuz bu kadarmış! Hamdolsun, şükrolsun!

Emeklilik!

Şubat 2014’te, 32 yıl 6 ay süren bir defteri kapattık ve emeklilik defterini açtık. Sağolsunlar kendi bölümüm, dekanlığımız ve rektörlüğümüz, öncelikle ayrılmamam konusunda çok ısrarcı oldular ama “Şampiyonlar zirvedeyken bırakırlar!” demem üzerine de saygı gösterdiler. Veda yemekleriyle, hediyelerle, plaketlerle, velhasıl dört başı mamur bir emeklilik seremonisiyle bizi yeni hayatımıza uğurladılar. Bu aşamada; rektörümüz Cemil Bey’e, dekanımız Ünsal Bey’e, değerli meslekdaşlarım Yelda Hanım’a, Hamdi Bey’e, Serpil Hanım’a, değerli asistanlarımıza, hemşirelerimize, diğer personelimize, özellikle Atilla Abi’ye hususi teşekkürlerimi sunarım. İnşaallah herkese böyle güzel bir emeklilik nasib olur. Baki kalan kubbede hoş bir sada imiş! 

10479040_801845806506263_4429317097307762301_n(Emeklilik Yemeği, Malatya, Ocak 2014)

Şu anda, yazları Nevşehir’de kışları Erdemli’de güzel ve asude bir emeklilik hayatı yaşıyorum. Erdemli’de ne işin var diyenlere: “Nasıl Erdemli’li Oldum” hikayesini okumalarını salık veririm. Hoşça kalınız!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s