Onbirinci Vizit: Tüp Neresinden Sıkılır?

  • Günaydın arkadaşlar! Nasıl geçti hafta sonu tâtiliniz?
  • İyi geçti Hocam, ama kelimelerle aramızı bir türlü düzeltemedik!
  • Ne gibi?
  • Maserasyon, laserasyon, erozyon, liken, likenifikasyon, likenoid, lupus, lupoid, tüberkül, tüberküloid…
  • Âferin bak, ne güzel sayıyorsunuz! Durumumuza uygun atasözümüzü tekrarlayabilir miyiz Mehmet Bey?
  • Et tekrâr ı Hasan mıydı Hocam?
  • Yok Hüseyin’di! Benden defâlarca duyacak ve sonunda siz de öğreneceksiniz:
  • “Et tekrâr ü müstahsen, velev kâne yüz seksen”
  • Eveeet Mikâil Bey, nereden başlayalım?
  • İlk odadan başlayabiliriz Hocam!
  • Günaydın Şerîfe Hanım, hayırlı sabahlar!
  • Hayırlı sabahlar Hocam!
  • Nasıl geçti hafta sonunuz? Kaşıntılar ne durumda?
  • Geceleri uyutmuyor Hocam!
  • Hastamızın durumunu özetleyiverelim Mikâilciğim!
  • Şerîfe Hanım 45 yaşında ev hanımı, nörodermatit tanısıyla tâkibimiz altında. Sedatif antistaminik, topikal steroid ve UVB tedâvisi alıyor. Tedâviye biraz yavaş cevap veriyor Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Tedâvimize kısa süreli ve düşük doz steroid de ekleyelim! Psikiyatri ile de bir görüşelim!
  • Bâş üstüne Hocam!
  • Zeynep Hanım, hastamızın çekmecesinden ilaç tüpünü çıkarabilir misiniz?
  • Tabii ki Hocam!
  • Ne yazıyor üzerinde?
  • Kortikosteroidli pomad yazıyor Hocam!
  • Bu durumda hastamızın hastalığı hangi evrede oluyor Doktor Hanım?
  • Kronik evrede oluyor Hocam!
  • Âferin! Akut evrede olsa ne kullanacaktık Nevzat Bey?
  • Losyon veyâ pansuman kullanacaktık Hocam!
  • Âferin! Ya subakut evrede olsaydı Bülent Bey?
  • Krem kullanacaktık Hocam!
  • Aferin arkadaşlar! Zeynep Hanım, elinizdeki tüp boğazından mı sıkılmış, yoksa alt tarafından mı?
  • Boğazından sıkılmış Hocam!
  • Şaşırtıcı olmadı! Demek ki Şerîfe Hanım da toplumumuzun çoğunluğuna uygun davranmış.
  • Anlayamadık Hocam!
  • Anlatayım! Toplumumuzun yaklaşık olarak %85’’i diş mâcununu veya krem tüpünü boğazından sıkar arkadaşlar, ancak %15’i tertipli bir şekilde, alttan itibâren sıkarak kullanır.
  • Ne farkı var Hocam, sonunda her iki durumda da mâcun veya ilaç bitmeyecek mi?
  • Çok farkı var arkadaşlar! Tüpü boğazından sıkan kişi, diğer işlerinde de özensiz davranır, dağınık bir hayat sürer. Şerîfe Hanım’a soralım bakalım!
  • Sık sık ocakta yemek unutur musunuz Şerîfe Hanım?
  • Ara sıra olur Hocam!
  • Gözlüğünüzü sık sık kaybeder misiniz?
  • Ara sıra oluyor Hocam!
  • İğnenizi ipliğinizi kolayca bulur musunuz?
  • Biraz aradıktan sonra Hocam!
  • Örnekleri çoğaltabiliriz: Sokağa tükürenler, çekirdek kabuklarını yere atanlar, kola tenekelerini, su şişelerini, cips paketlerini, sakızlarını çevreye saçanlar, piknik yerlerini, sâhilleri çöplüğe çevirenler, trafiği çekilmez hâle getirenler, hep bu tüpü boğazından sıkan gruba dâhildir arkadaşlar. Demek ki neymiş, kendimizden başlayarak, bugünden itibâren tüpleri alt tarafından sıkmaya başlıyoruz! Şerîfe Hanım da, bundan sonra inşallah öyle yapacak!
  • İnşallah Hocam!
  • Bilin ki arkadaşlar, tüpü altından sıkanların oranı en az %51 olmadıkça, millet olarak huzur bulmamız ve rahat etmemiz ham bir hayalden ibarettir!
  • Gelelim nörodermatit’e! Bu kelimeden ne anlıyoruz Âhu Hanım?
  • Hastalıkları haftanın son vizitinde tartışıyorduk Hocam!
  • Şefliğin uluslararası kuralları her zaman ve mekanda geçerlidir Doktor Hanım!
  • Buyur Hocam!!
  • Kural 1: Şef dâimâ haklıdır!
  • Kural 2: Bâzen haksız olabilir!
    Kural 3: İkinci maddenin vâkî olduğu durumlarda, birinci maddenin hükmü cârîdir!
  • Yâni Şef her zaman haklıdır diyorsunuz Hocam!
  • Ben demiyorum, kurallar diyor! Evet şefiniz koyduğu kuralı değiştirme yetkisine de sâhiptir! Ayşe Hanım, nörodermatit’te kalmıştık!
  • Atopik dermatit’in klasik yerleşime uymayan, dağınık lezyonlarla karakterize şeklidir Hocam!
  • Âferin! Hastalığa niye bu ad verilmiş İsmâil Bey?
  • Psikosomatik yönüne dikkat çekmek için olabilir Hocam!
  • Âferin! Şerîfe Hanım’a soralım bakalım, üzüntülü zamanlarında kaşıntıları artıyor muymuş?
  • Sorma hocam sorma! Beni hasta eden zâten o üzüntüler değil mi?
  • Hayrola?
  • Oğlana üzül, kıza üzül, çoluğa üzül, çocuğa üzül, böyle böyle hastalık sâhibi olduk Hocam!
  • Malatyalılar “çağa çoluk, davar doluk” derler, siz “çoluk çocuk” dediniz!
  • Ben Konyalı’yım Hocam, kızım üniversitenizde öğrenci, onun yanında kalıyorum!
  • Allah kolaylık versin! Evet Nâlan Hanım, çocuğu anladık, “çoluk” ne oluyor acaba?
  • Eşi oluyor herhalde Hocam!
  • Âferin! Çağa’ya ne diyeceksin?
  • Malatya dilinde çocuk oluyor Hocam, rahmetli babannem bize hep böyle derdi!
  • Peki davar nedir?
  • Küçükbaş hayvanlar Hocam!
  • Doluk da büyükbaşlar anlamına mı geliyor bu durumda?
  • Hayır Hocam! Davar için gerekli arpa, saman, kepek gibi yiyecekler anlamına geliyor, kâfiyeye uysun diye oraya eklenmiş!
  • Âferin Doktor Hanım! Peki “horanta” deyince aklımıza ne geliyor Mücâhit Bey?
  • Banazı’daki “Horata” pınarbaşı geliyor Hocam!
  • Tutturamadın! Şu örneği dinle bakalım!
  • “Yedi baş horanta yıkık hânede
    Tüm kazancım bini bulmaz senede
    Yüz pangunot helâl olsun gene de
    Ben nereyiim, beş yüz nere tohdur bey”
  • Şiirden sonra Bülent Bey ne diyecek acabâ “horanta” konusunda?
  • Ev halkı anlamına geliyor Hocam!
  • Âferin! Tekil olarak “çoluk” anlamına da gelir! Bu şiirin şâirini de söyleyip bugünkü vizitimizi tamamlayalım arkadaşlar! Dursun Bey?
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • “Hasan’a Mektuplar” desem!
  • Kim yazmış Hocam?
  • “Mektup yazdım Hasan’a
  •   Ha Hasan’a ha sana!”
  • Abdurrâhim Karakoç Hocam!
  • Âferin Mücâhit Bey! Şiirin adını da söyleyelim!
  • “Tohdur Bey” Hocam!
  • Âferin! “Doktor Bey” isimli meşhur bir şiirimiz daha var! Okuyan oldu mu?
  • Biraz ipucu verseniz Hocam!
  • “İki leğen pilav bi yayık ayran
  •   İster yağlı ossuun, isterse yavan,
    Yanına keseyon beş kilo soğan
    Yeyoon yeyon doyamayon doktor bey”
  • Bedirhan Gökçe’den dinlemiştim Hocam!
  • Âferin Âhu Hanım! Arkadaşlar, doktor kısmısı; biraz edebiyat, biraz târih, biraz da folklor bilirse, “tâbib-i hâzık” olması işten bile değildir.
  • Buyur Hocam!!
  • İyi günler arkadaşlar!
  • Size de hocam!

Onuncu Vizit: Selülit

  • Günaydın arkadaşlar! Hayırlısı ile bugün yolu yarılıyoruz, nasılsınız bakalım?
  • Çok iyiyiz Hocam! Sâyenizde ilim yolunda hızla ilerliyoruz! Siz nasılsınız?
  • Teşekkürler! Mikâil Bey, bugün akne fulminans’lı hastamızdan başlayalım!
  • Buyrun Hocam!
  • Günaydın Selimciğim! Bugün nasılsın bakalım?
  • Daha iyiyim Hocam, ama sırtım çok ağrıyor!
  • Geçmiş olsun! İnşallah o da geçecek! Mikâilciğim, hastamızın durumunu özetleyiverelim!
  • Tabii Hocam! Selim Bey 23 yaşında, üniversite öğrencisi, sizin de söylediğiniz gibi akne fulminans sebebiyle yatıyor. Sistemik antibiyotik ve steroid tedavisi alıyor. Günde iki defa antiseptik banyo yaptırıyoruz. Durumu yavaş da olsa iyiye doğru gidiyor.
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Mehtap Hanım, banyoda ne kullanıyoruz?
  • Potasyum permanganat kullanıyoruz Hocam!
  • Toz mu tablet mi?
  • Küvete dört tablet atıyoruz Hocam!
  • Teşekkürler Hemşirânım!
  • Kültür sonuçları geldi mi Mikail Bey?
  • Üreme olmadı Hocam!
  • Eveet geleceğin âlimleri! Haftamızın bir özetini ve değerlendirmesini yapalım! Nergiz Hanım, bu hafta gördüğümüz hastalıkları sayabilir misiniz?
  • Tabii Hocam! Pemfigus vulgâris, MF, eritema nodôzum, selülit ve akne fulminans!
  • Âferin Doktor Hanım! Nâlan Hanım, sizden pemfigus hakkında bilgi alabilir miyiz?
  • Epidermis hücreleri arasındaki bağların kopması ve oluşan boşluklara sıvı dolması ile oluşan otoimmün bir hastalıktır Hocam!
  • Âferin! Peki “vulgâris” ne demek acabâ?
  • Sık sık duyuyoruz ama, anlamını hiç düşünmemiştim Hocam!
  • Âhu Hanım, başka vulgâris’li örnekler verebilir misiniz?
  • Akne vulgâris, verrüka vulgâris, psöriyâzis vulgâris, lupus vulgâris…
  • Âferin Doktor Hanım! “Vulgâris”, sık görülen, sıradan, basit, prototip gibi anlamlara geliyor arkadaşlar! Bir hastalığın adında vulgâris eki varsa, bilin ki o hastalığın vulgâris olmayan başka tipleri de vardır!
  • Peki Mücâhit Bey, galât-ı meşhur hastalığımız MF’i de siz tanımlayın bizahmet!
  • CD4 pozitif T hücrelerinin klonal proliferasyonu sonucu oluşan bir deri lenfômasıdır Hocam!
  • Âferin, kitap gibi bir târif oldu! Pekâlâ, CD neyin kısaltılmışıdır Doktor Bey?
  • Cell Determination Hocam!
  • Değildir! demek istedin haklı olarak. Nâdire Hanım ne diyor acabâ?
  • Cell Differentiation Hocam!
  • Yarısını tutturdunuz! Diğer yarısını da Şemsettin Bey tamamlasın!
  • Cluster of Differentiation Hocam!
  • Âferin Doktor Bey! Merak ve ince ayrıntılara dikkat, mesleğimizde önemlidir arkadaşlar!
  • Eveet, geldik eritema nodôzum’a! Onu da Ayşe Hanım açıklayabilir mi?
  • Daha önce bahsettiğimiz dört major klinik özelliği taşıyan septal bir pannikülit’tir Hocam!
  • Âferin! Hatırlarsanız Fıtnat Hanım’dan PPD ve paterji testi istemiştik. Sebebini İsmâil Bey açıklayabilir mi?
  • Eritema nodôzum, tüberküloz ile ilişkili olabileceği için PPD yapılır Hocam!
  • Âferin! Peki, paterji niye yapılır Zeynep Hanım?
  • Behçet Hastalığı için Hocam!
  • Âferin! Demek ki eritema nodôzum Behçet Hastalığı ile de ilişkili olabilirmiş. Peki, Bülent Bey de PPD’nin açılımını söylesin, konuyu tamamlayalım!
  • Pürifiye Protein Derivesi Hocam!
  • Âferin, bir bilişte tam isâbet!
  • Peki arkadaşlar! Remzi Bey’in selüliti ile Sedâ Sayan’ın selülitleri arasındaki farkı da bize Ayşe Hanım açıklasın!
  • Retiküler dermisin streptokoksik iltihâbına selülit denir Hocam!
  • Âferin! Hanımların korkulu rüyası olan selülit ne oluyor bu durumda?
  • Bilemedim Hocam!
  • Bilen bir adım öne çıksın!
  • Sizden ses çıkmadığına göre iş başa düştü! Hipodermisteki lobüller ve septalar arasındaki dengesizlik sonucu ortaya çıkan kozmetik bir problemdir arkadaşlar. Burada da selülit galât-ı meşhur olup doğru kelime “selüloid”tir!
  • Son olarak “akne”nin kelime anlamını söyleyelim ve sizi azâd edelim!
  • Sivilce değil mi Hocam?
  • Sivilce olmasına sivilce de, kelime anlamını kasdetmiştim! Haydi sizi yormayalım, “minik tepecik” anlamına geliyor arkadaşlar!
  • Fulminans ne oluyor Hocam?
  • Vulgâris olmayan aknelerden biri oluyor arkadaşlar! İyi günler, iyi tâtiller!
  • İyi tâtiller Hocam!

Dokuzuncu Vizit: Nal ve mıh

  • Günaydın arkadaşlar! Bugün nasılsınız bakalım?
  • Gâyet iyiyiz Hocam! Siz nasılsınız?
  • Teşekkürler, ben de gâyet iyiyim! Şu havaya, şu manzaraya, şu kayısı çiçeklerine bakın! Hepsi bize gülüyor! İyi olmamak mümkün mü? Mikâilciğim, bugün ziyârete kimden başlayalım?
  • Remzi Bey biraz sıkıntılı Hocam, ondan başlasak iyi olur!
  • Hayırlı sabahlar Remzi Bey, geçmiş olsun!
  • Sağolasın Hocam!
  • Biraz sıkıntımız varmış gâlibâ!
  • Evet Hocam, ikide bit titretme geliyor!
  • Mikâil Bey, durumu özetleyelim bir zahmet!
  • Estağfurullah Hocam! Remzi Bey, 44 yaşında işçi, tinea pedis’e sekonder selülit’i var. Günde iki defa 800.000 ünite prokain penisilin, parasetamol ve ıslak pansuman uyguluyoruz. Henüz yeterli sonuç alamadık!
  • Kültür aldık değil mi Mikâil Bey?
  • Tabii Hocam, ama henüz sonuç çıkmadı!
  • Sonucu bekleyelim, tedâvimize devam edelim Mikâilciğim!
  • Bâş üstüne Hocam!
  • Biraz daha sabredelim Remzi Bey, yârın inşallah daha iyi göreceğiz!
  • İnşallah Hocam!
  • Eveet arkadaşlar, bugün biraz naldan mıhdan konuşalım!
  • Buyur Hocam!!
  • Ne demiş atalarımız! “Bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir kahraman, bir kahraman bir vatan kurtarır”
  • Konumuzla ilgisini kuramadık Hocam!
  • Mıh’ı bilseniz kurardınız!
  • Mıh nedir Hocam?
  • İçinizden kaç kişi Malatyalı arkadaşlar?
  • Sekiz kişi Hocam!
  • İyi öyleyse! Bize “Mıh Osman”dan bahseder misin İsmâil Bey?
  • Buyur Hocam!!
  • Evlâdım, yaşadığınız şehrin âşinâ yüzlerini tanımanız, halkla ilişkileriniz kolaylaştırır. Remzi Bey Mıh Osmanı’ı tanıyor musunuz?
  • Tanımam mı Hocam! Rahmetli, Malatyaspor’un ilk futbolcularından idi. Meşin yuvarlağı mıh gibi doksana çaktığından dolayı bu lakapla anılırdı.
  • Teşekkürler Remzi Bey! Evet arkadaşlar, demek ki mıh neymiş?
  • Çakılan bir şeymiş Hocam!
  • Âferin, nalbantların kullandığı iri başlı çiviye “mıh” denir çocuklar! Peki, “kabara” nedir Dursun Bey?
  • Eğlenceli tiyatro oyunu Hocam!
  • Kabare demedim, kabara dedim Doktor Bey!
  • Bilemedim Hocam!
  • Malatyalılar’ın “develeme” dedikleri, İç Anadolu’da “katır” denen topaçların, tepesindeki konik başlı çiviye kabara denir arkadaşlar.
  • Çivi çeşitlerini öğrendik de Hocam, ama mevzû ile ilgisini hâlâ kuramadık!
  • Şimdi kuracaksınız! Vakt i zamânında bir seyyah, bir han’a inmiş! Atını bağlayıp yemini, suyunu veren hancı çırağı: “Beyim, atınızın sağ arka ayağından bir mıh düşmüş, çaktırsanız iyi olur” demiş. Seyyah, “adaam sende, daha bir sürü mıh var, bir mıhdan ne olacak” demiş. İkinci handa bir mıh daha düşmüş, oradaki çırak da uyarmış, bizimki üstüne uğramamış. Üçüncü handa bir mıh daha, dördüncü handa ilk nal düşmüş, seninki gene “daha bir sürü mıh ve nal var” havasında! Lafı uzatmayalım, her handa bir mıh veyâ nal bıraka bıraka son hana gelmiiş! Oradaki çırak, “Beyim, atınızın ayaklarında nal kalmamış, önünüzde çöl var, böyle yola çıkarsanız, çölün ortasında atın ayağına bir taş batar, kendisi de orda kalır, sizi de orda bırakır” demiş. Seyyâhımız, “un gibi kumda taş ne gezer” deyip sürmüş atını çöle! Çırağın dediği gibi, çölün ortasında atın ayağına bir taş batmış, at da orada kalmış seyyah da!
  • Bu taş bize mi geldi Hocam!
  • Hepimize geldi Remzi Bey! Remzi Bey ne demek istedi Âhu Hanım?
  • Pek anlayamadım Hocam!
  • Mikâil Âbiniz Remzi Bey’in hastalığını nasıl tanımlamıştı?
  • “Tinea pedis’e sekonder selülit” demişti Hocam!
  • Remzi Bey, “ayağımdaki basit bir mantar enfeksiyonunu zamânında önemseyip tedâvi etseydim, şu sıkıntılı hallere düşmezdim” demek istedi Doktor Hanım!
  • Demek ki neymiş! “İlim başkaa, irfan başka, âlim başkaa, ârif başka”.
  • Buyur Hocam!!
  • Kaşağı, Diyet, Pembe İncili Kaftan, Kütük, Forsa…
  • Mantar dedik, selülit dedik, nerelere geldik Hocam?
  • Ömer Seyfettin’e geldik arkadaşlar!
  • Nasıl geldik Hocam?
  • Rahmetli, İstanbul Erkek Lisesi’nde edebiyat muallimi! İkinci Dünyâ harbinin en civcivli zamânı! Müstahdem Dursun Efendi, sabah çaylarını getirmiş, tabaklarda iki tâne siyah kuru üzüm! Hazretin dilinde yukarıdaki tekerleme, habire tekrarlıyor: “Mîrim! İlim başkaa, irfan başka, âlim başkaa, ârif başka”. Arkadaşları îtiraz ediyor: “Olur mu Hocam! İlim ile irfan aynı şeydir, âlim kişi aynı zamanda âriftir”. Ömer Seyfettin: “Sabredin muhterem muallimler! Ben size bu sözümü ispât edeceğim” diye cevap veriyor.
  • Bir sabah, heyecanla, ellerini çırparak muallimler odasına giriyor ve: “Müjde arkadaşlar, Avusturya’dan üç vagon dolusu şeker yola çıkmış, haftaya İstanbul’da. Bundan böyle, çayı şekerle içeceğiz” deyince öğretmenler sevinçle yerlerinden zıplıyorlar! O sırada Dursun Efendi bermûtad kuru üzümlü çayları öğretmenlere dağıtmaya başlamış. Ömer Seyfettin aynı heyecanla: “Dursun Efendi! Duydun mu? Avusturya’dan üç vagon şeker geliyormuş. Bundan sonra tabaklara kuru üzüm yerine şeker koyacaksın” demiş. Dursun Efendi istifini hiç bozmadan: “Duy da inanma Beyim! Alaman’ın çizmesi altında çiğnenen adamlar şekeri nerden bulacak! Bulsa, niye sana göndersin, kendisi yer” diye cevaplamış. Hazret sevinçle taşı gediğine koymuş: “İşte arkadaşlar, sözümü ispatladım! Sizler ilim adamısınız, lâkin ölçüp biçmeden sözüme hemen inandınız! Dursun Efendi ise ilim değil amma irfan sâhibi! Basit bir akıl yürütme ile sözlerimin gerçek olamayacağı sonucuna vardı. Demek ki neymiş! İlim başkaa, irfan başka, âlim başkaa, ârif başka”.
  • Şimdi bu durumda biz âlim mi olmuş oluyoruz Hocam!
  • Remzi Bey ârif oluyor da, sizin âlim olmanız için daha kırk fırın ekmek yemeniz gerekiyor!
  • Hâlâ selülite gelemedik Hocam!
  • Yârın geliriz inşallah, şimdilik iyi günler arkadaşlar!
  • İyi günler Hocam!

Sekizinci Vizit: Hürrem Sultan

  • Günaydın arkadaşlar! Ferfeneden beri nasılsınız bakalım?
  • Çok iyiyiz Hocam! Sâyenizde bir ferfene yapmış olduk, teşekkür ederiz!
  • Sorumlu hemşiremiz Mehtap Hanım, navruzlarınıza teşekkür ediyor.
  • Bir şey değil Hemşirânım, isterseniz gene getiririz!
  • Gelecek sene inşallah! Hadi bakalım vizitimize başlayalım! Mikâil Bey, önce Fıtnat Hanım’ı görelim!
  • Buyurun Hocam!
  • Günaydın Fıtnat Hanım, hayırlı sabahlar! Nasılsınız bakalım?
  • Oldukça rahatladım Hocam, teşekkür ederim!
  • Hastamız hakkında kısa bilgi alalım Mikâilciğim!
  • Fıtnat Hanım 39 yaşında banka müdürü, eritema nodôzum nedeniyle misâfirimiz. Yatışının 3. günü, indometazin ve ıslak pansuman tedâvisi uyguluyoruz, oldukça iyi cevap verdi Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey, önce “müdür” kelimesini “müdîre” olarak düzeltelim!
  • Ne farkı var Hocam?
  • Kibarlık farkı var evlâdım, kibarlık farkı!
  • Akciğer grafisi, PPD, paterji, boğaz kültürü yapıldı mı?
  • Hepsi normal Hocam!
  • Ne güzel! Zeynep Hanım, eritema nodôzum’u târif edelim!
  • Kızarık, ağrılı ve lokal ısısı artmış deri altı nodülleri anlamına geliyor Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım! Bülent Bey, Zeynep Hanım’ın tanımını orijinal kelimelerle bir daha tekrarlayalım!
  • Anlayamadım Hocam!
  • İnflamasyonun dört majör bulgusunu saymanı istiyorum Doktor Bey!
  • “Rubor”, “Dolor”, Tumor”, “Kolor” Hocam!
  • “Kalor” demek istedin herhalde!
  • Evet Hocam!
  • Âferin!
  • Fıtnat Hanım, bir hafta kadar daha misâfirimiz olacaksınız, sonra biraz da evde dinlenmeniz gerekecek! Bacaklar yüksekte tutulacak!
  • Nasıl uygun görürseniz Hocam!
  • Geçmiş olsun!
  • Teşekkürler Hocam!
  • Eveet, gelelim genel kültür seansımıza! Dün size aktüel mevzûlardan soracağımı söylemiştim! Bakalım ne durumdayız yorgun savaşçılar?
  • Muhteşem Yüzyıl’ı seyrediyor musunuz?
  • Ara sıra Hocam!
  • Âferin! Târihimizi bilmemiz gerekiyor arkadaşlar! Ne demiş Muhibbî?
  • Muhibbî kim Hocam?
  • Sülüman evlâdım, Sülüman!
  • Ne demiş Hocam?
  • “Halk içinde mûteber bir nesne yok, devlet gibi,

Olmayâ devlet cihandâ, bir nefes sıhhat gibi”

  • Birazcık açıklayabilir misiniz Hocam!
  • “Herkes benim yerimde olmak ister ama bilmezler ki hiçbir makam, sağlıklı bir nefesten daha değerli değildir” demiş Muhteşem Süleyman!
  • Diline sağlık Hocam, doğru söylemiş!
  • Peki, Sülüman böyle derken Roksolan ne yapıyor acabâ?
  • Kim Hocam?
  • Hürrem evlâdım, Hürrem!
  • Oğlu Sarı Selim’i pâdişah yapmak için entrikalar çeviriyordur Hocam!
  • Onu bilmem! Ama, o sıralar su sıkıntısı had safhaya çıkan Mekke’ye 40 kilometre uzaktan su getirtmek için inşâ ettirdiği kanalların kalıntıları hâlâ ayaktadır arkadaşlar!
  • Görmüş gibi söylüyorsunuz Hocam!
  • Çok şükür! Evet, tekrar günümüze dönelim, dün Kayısı bahçesinde yediğimiz bâdemlerin tadı hâlâ damağınızda duruyor mu?
  • Duruyor Hocam!
  • Âfiyet olsun! Pekî, bâdemin Cildiye’yle alâkasını biliyor musunuz?
  • Bilmiyoruz Hocam!
  • Bâdem yağı (huile d’amande) çok etkili ve güzel bir yağdır. Her türlü deri kuruluğunda memnûniyetle kullanırız. Başka hangi yağları biliyoruz arkadaşlar?
  • Zeytinyağı, ayçiçek yağı, pamuk yağı, fındık yağı, kanola yağı, kayısı yağı, kekik yağı, hint yağı, gres yağı, makine yağı…
  • Yağcılığı uzattınız ama haklısınız! Bugünün son sorusu! Hint yağı ne işe yarar Nevzat Bey?
  • Hintlilere yarar herhalde Hocam!
  • Mülevvindir arkadaşlar?
  • Buyur Hocam!!
  • Laksatif evlâdım, laksatif!
  • Yârın görüşmek üzere iyi günler arkadaşlar!
  • Size de Hocam!

Yedinci Vizit: Galât-ı meşhur

  • Günaydın arkadaşlar! Bugün nasılsınız bakalım?
  • Gâyet iyiyiz Hocam! Siz nasılsınız?
  • Rahmetli dedem, “iç güveyliğinden hallice” derdi, “nasılsın dede” diye sorduğumda!
  • İç güveyliği ne demek Hocam!
  • Dâmadın gelin olması demek oluyor arkadaşlar!
  • Nasıl yâni?
  • Fakir, gariban bir genç, ağanın evde kalmış kızıyla evlendirilir ve ağanın evinde yaşarlar.
  • Ne güzel Hocam! Zengin kapıya sırtını dayamış!
  • Başına kakılanlara dayanabilirsen öyle!
  • Şimdi siz de dedenizin durumunda mı olmuş oluyorsunuz Hocam!
  • Allah’a şükür öyle bir durum yok, sözün gelişi öyle dedim! Evet Mikâil Bey, bugün ilk olarak birinci özel odayı ziyâret edelim.
  • Buyurun Hocam!
  • Hayırlı sabahlar Sabahattin Bey, nasılız bakalım bu sabah? Kaşıntınız ne âlemde?
  • Teşekkürler Hocam! Yavaş yavaş azalıyor inşallah!
  • Mikâil Bey, kısa bir özet alalım lütfen!
  • Tabii Hocam! Sabahattin Bey 58 yaşında, öğretim üyesi, yama evresinde MF hastamız. RePUVA tedâvisi alıyor, durum iyiye doğru gidiyor.
  • Kaçıncı seanstayız?
  • Bugün 9. uygulama yapılacak Hocam, hastamız haftada 3 seans tedavi alıyor.
  • Sabahattin Hocam, tedâvi düzene girmiş, isterseniz sizi taburcu edelim! Ayaktan devâm edebiliriz!
  • İyi olur Hocam! Sizin ve arkadaşların ilgisine çok teşekkür ederim, ama hastânede insan ister istemez sıkılıyor.
  • Haklısınız Hocam, sizi 20. seanstan sonra bir daha göreceğiz inşallah!
  • Hay hay Sayın Hocam!
  • Geçmiş olsun!
  • Teşekkürler Hocam, ellerinize sağlık
  • Evet arkadaşlar! Galât-ı meşhur’dan konuşalım mı biraz?
  • Buyur Hocam!!!
  • Hayretin bu derecesi fazla değil mi arkadaşlar! “Meşhurlaşmış yanlış” demek istedim! Ayşe Hanım, içerideki hastamızın tanısı ne idi?
  • Mikâil Âbi MF demişti Hocam!
  • Açalım lütfen!
  • Neyi Hocam?
  • MF’i!
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • Hatırlayan bir arkadaşımız açsın!
  • Mikôzis Fungoides Hocam!
  • Âferin Nevzat Bey! Pekî, “mikôzis” ne demek oluyor?
  • “Mantar hastalığı” demek oluyor Hocam!
  • “Fungoides”in anlamını da bize Dursun Bey açıklasın?
  • “Mantara benzer” gibi bir anlam çıkıyor Hocam!
  • Âferin! Birleştirelim, “mantara benzer mantar hastalığı” gibi bir şey oldu! Pekî, bu hastalığın kitapta yazan adı neydi Mücâhit Bey?
  • “Kutanöz T hücreli lenfôma” Hocam!
  • Âferin! Yâni?
  • Yavaş seyirli bir deri kanseri Hocam!
  • O kelimeyi, özellikle hastaların yanında kullanmayalım arkadaşlar!
  • Ne diyelim Hocam?
  • Yavaş seyirli bir deri malinitesi diyebilirsiniz meselâ! Pekî mantarla ne ilgisi var?
  • Hiçbir ilgisi yok Hocam!
  • Pekî, niye böyle adlandırılmış?
  • Herhalde sizden dinleyeceğiz Hocam!
  • İlk tanımlandığı yıllarda ne olduğu tam anlaşılamadığından, böyle yakıştırma bir isim konmuş. Bu isim öyle bir yerleşmiş ki, “adı çıkmış dokuza, inmez artık sekize” misâli, yanlış iyice yerleşmiş. İşte bu tür yerleşmiş, yanlış olduğu bilindiği halde kullanılmaya devâm eden adlandırmalara “meşhurlaşmış yanlış” anlamına “galât-ı meşhur” denmiştir. Başka bir örnek daha verelim de konu iyice aydınlansın!
  • O örneği de yârın konuşsak Hocam!
  • Hayrola!
  • Yorulduk Hocam!
  • Yorgun savaşçılar! Oğlum, Hocanız’dan neredeyse yarım asır daha gençsiniz, sabah sabah ne yorgunluğu bu?
  • Dün gece Millî maç vardı da Hocam!
  • Haa, öyleyse haklısınız! Ama önce şu “Yorgun Savaşçı” mes’elesini bir halledelim! Hanginiz okudu?
  • Neyi Hocam?
  • “Yorgun Savaşçı”yı evlâdım!
  • İlk defâ duyuyoruz Hocam!
  • Yol Ayrımı, Devlet Ana, Kurt Kânunu, Karılar Koğuşu… desem! Yazarını bâri söyleyin!
  • Çıkaramadık Hocam!
  • Kemal Tâhir evlâdım, Kemal Tâhir! Malatya’da da hapis yatmıştı, o bakımdan hemşerimiz sayılır. Hatta “Karılar Koğuşu” romanını Malatya Hapishanesi’nde iken yazmıştır. İnsan, hiç olmazsa hemşerilik hatırına bilir bunu yâhu!
  • Biz aktüel kitapları okuyoruz Hocam!
  • Yârın da oradan soracağım, ona göre hazırlanın! “Yorgun Savaşçı”, merhum Hâlit Refiğ tarafından filme de çekilmişti, ama “zülf-ü yâre dokunduğu” gerekçesiyle gösterime giremedi. Kopyalarının da yakıldığı söyleniyor.
  • Nereye dokunmuş Hocam, anlayamadık?
  • “Zülf-ü yâre” dokunmuş evlâdım, “zülf-ü yâre”!
  • Anladıysak Arap olalım Hocam!
  • Bu gidişle Arap ta olacaksınız, Zenci de! Saat 12’de ana kapıda buluşalım! Mâlum, ferfene yapacağız! Şimdilik iyi günler arkadaşlar!
  • İyi günler Hocam!

Altıncı Vizit: Ferfene

  • Günaydın arkadaşlar! Nasıl geçti hafta sonunuz, dinlendiniz mi?
  • Nasıl dinlenelim Hocam, ders çalışmaktan başımızı kaldıramadık!
  • Kendinizi bu kadar telef etmenize gerek yok arkadaşlar! Bu güzel havada gezip tozmak sizlerin de hakkı! Yârın öğlen arası “ferfene” yapalım da bir dağ havası alın sâyemde!
  • Ferfene mi? Hiç duymadık Hocam!
  • Herkesin katkıda bulunduğu küçük piknik anlamına geliyor arkadaşlar. Bâzı yörelerde “herfene”, bâzı yerlerde de “hayfene” denir ama doğrusu “ferfene”dir. Yârın üçüncü cemre toprağa düşüyor, yâni bahar başlıyor, ferfene’nin tam zamânı!
  • Cemre’yi duyduk ama onu da biraz açıklasanız Hocam!
  • Cemre bir tabiat olayıdır arkadaşlar! Bizim oralarda “Cemile” denir. Kor hâlindeki taş veya  göktaşı demektir. İlki Şubat’ın 20’sinde havaya, ikincisi 27’sinde suya, üçüncüsü ise Mart’ın 5’inde veya 6’sında toprağa düşer.
  • Ferfene’yi nasıl yapacağız Hocam?
  • O’nu ben hallederim! Kayısı Bahçesi’ne benim minibüsle gideriz.
  • Herkes katkıda bulunacak demiştiniz Hocam!
  • Öbür sefere öyle yaparız!
  • Çiğdem ve navruz da toplayacak mıyız Hocam?
  • Tabii ki! Biliyorsunuz, bahârın müjdecisi olan bu iki güzel çiçek de soğanlı bitkilerdir. İlk cemreden sonra çiğdem, son cemreden sonra navruz çıkar! Çiğdem’in bir hastalığımızla yakın ilişkisi olduğunu biliyor musunuz arkadaşlar?
  • İlk defâ duyuyoruz Hocam!
  • Kolşisin nedir arkadaşlar?
  • FMF’te kullanılan bir ilaç olduğunu biliyoruz Hocam!
  • Doğru! Ama FMF bizim hastalığımız değil. Bahsettiğimiz hastalık, beynelmilel alanda medâr-ı iftihârımız olan bir Hocamız tarafından dünyâ tıbbına armağan edilmiştir.
  • Behçet Hastalığı mı Hocam!
  • Âferin Nâdire Hanım! Ordinaryüs Profesör Doktor Hulûsi Behçet Hocamız tarafından, 1937’de “Viral olması muhtemel trisemptom kompleksi” olarak tanımlanmış, nötrofil aktivasyonu ile karakterize, sistemik bir hastalıktır.
  • Ordinaryüs ne demek Hocam?
  • Hocaların hocası demek arkadaşlar!
  • Siz bu durumda ordinaryüs mü oluyorsunuz Hocam?
  • Nerdeee? 27 Mayıs Anayasası ile o unvan kaldırıldı. Ben sâde bir profesörüm! Evet Nergiz Hanım, trisemptom dedik, ne demek istedik acabâ?
  • Oral aftlar, genital ülserler ve göz tutulumu Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım! Bu arada “Beynelmilel” filmini seyrettiniz mi arkadaşlar?
  • Ben 2 defa seyrettim Hocam!
  • Tebrikler Şemsettin Bey! Niye 2 defâ seyrettiniz?
  • Ben Adıyamanlı’yım Hocam, film de Adıyaman’da çevrilmişti.
  • Ne demek beynelmilel?
  • Uluslararası Hocam!
  • Âferin! O filmden aklımda kalan en önemli sahne, “uyan Sunam uyan derin uykudan” türküsü idi. Seyretmenizi tavsiye ederim arkadaşlar! Yakın târihimizin trajikomik olaylarından birini anlatıyor.
  • Gelelim kolşisin’ee! Kolşisin, Behçet Hastalığı’na hangi mekanizma ile iyi geliyor acabâ Nâlan Hanım?
  • Anti-nötrofil etkisiyle Hocam!
  • Âferin! Peki, kolşisin nereden elde ediliyor, biliyor musunuz?
  • Bilmiyorum Hocam!
  • Çiğdemin köklerinden, yumrularından elde ediliyor arkadaşlar! Dolayısıyla yârın bolca çiğdem soğanı yerseniz, ağzınız yara olmaz! Gelelim navruz’a! Navruz kelimesi size ne hatırlatıyor Âhu Hanım?
  • 21 Mart Nevruz Bayramı’nı Hocam!
  • Âferin! Gerçi yaptığımız taşkınlıklarla bayram olmaktan çıkarıyoruz ama! Aslı nevruz! Farsçadan dilimize geçmiş, “yeni yıl”, “yeni yılın ilk günü” anlamlarına geliyor. İşte bu günü hatırlatan çiçeğe de navruz denilmiştir. Halk arasında “karagöz” de denir. Hem yaprakları, hem de soğanı yenir. Yârın onu da göreceğiz arkadaşlar!
  • Bu arada halkımız tarafından bahar bayramı olarak kutlanan bir gün daha var, onu da bize Mehmet Bey hatırlatsın!
  • 1 Mayıs Bahar Bayramı Hocam!
  • İşçiler tarafından kutlanan demedim, halkımız tarafından kutlanan dedim Doktor Bey!
  • Hıdırellez Bayramı Hocam!
  • Âferin İsmâil Bey! O gün ne oluyormuş ki kutlanıyor?
  • Hızır ile İlyas peygamberler bir araya gelip o yılın olacak işlerini karâra bağlarlarmış! Hızır-İlyas, halkımız tarafından “Hıdırellez” olarak birleştirilmiş.
  • Âferin! Gününü de söylersen üçüncü ve son âferini de alacaksın Doktor Bey!
  • 6 Mayıs Hocam!
  • Âferin! Kendi âferinlerim bitti. Bundan sonra dededen kalanları kullanacağım!
  • Gelelim aslî işimize! Bugün vizite son odadan başlayalım Mikâilciğim!
  • Buyurun Hocam!
  • Günaydın Sâniye Hanım, hayırlı sabahlar!
  • Hayırlı sabahlar Hocam!
  • Nasılsınız bugün, hafta sonunuz nasıl geçti? Bir şeyler yiyebildiniz mi?
  • Biraz süt ve çorba içebildim ama hâlâ boğazım çok ağrıyor Hocam!
  • Mikâil Bey, hastamızın durumunu özetleyelim bir zahmet!
  • Tabii Hocam! Sâniye Hanım 63 yaşında, emekli öğretmen. İki yıldır pemfigus vulgâris tanısı ile tâkip ediliyor. Tedâvisini bıraktığı için lezyonları şiddetlenmiş. Yüksek doz prednizolon tedâvisi başlandı, yavaş da olsa bir iyileşme var.
  • Pulse tedâvi yaptık mı?
  • Üç gün boyunca 500 mg/gün verdik Hocam! Günde 120 mg’la devâm ediyoruz.
  • İmmün süpresif alıyor mu?
  • 150 mg azatiopürin alıyor Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Aynen devâm!
  • Biraz sabredeceğiz Sâniye Hanım! Bir de bizim tâlimatlarımıza kesinlikle uyacağız. İlaçlarınızı bizden habersiz değiştirmeyecek veya kesmeyeceksiniz!
  • Ben dersimi aldım Hocam! Bir daha aslâ öyle bir hatâ yapmam!
  • Geçmiş olsun! Yârın daha da iyi olacağınızı umuyorum! İyi günler!
  • İyi günler Hocam!
  • Evet arkadaşlar! Bugünlük bu kadar yeter! Yârın sabah görüşmek üzere iyi günler!
  • İyi günler Hocam!

Altıncı Vizit: Ferfene

  • Günaydın arkadaşlar! Nasıl geçti hafta sonunuz, dinlendiniz mi?
  • Nasıl dinlenelim Hocam, ders çalışmaktan başımızı kaldıramadık!
  • Kendinizi bu kadar telef etmenize gerek yok arkadaşlar! Bu güzel havada gezip tozmak sizlerin de hakkı! Yârın öğlen arası “ferfene” yapalım da bir dağ havası alın sâyemde!
  • Ferfene mi? Hiç duymadık Hocam!
  • Herkesin katkıda bulunduğu küçük piknik anlamına geliyor arkadaşlar. Bâzı yörelerde “herfene”, bâzı yerlerde de “hayfene” denir ama doğrusu “ferfene”dir. Yârın üçüncü cemre toprağa düşüyor, yâni bahar başlıyor, ferfene’nin tam zamânı!
  • Cemre’yi duyduk ama onu da biraz açıklasanız Hocam!
  • Cemre bir tabiat olayıdır arkadaşlar! Bizim oralarda “Cemile” denir. Kor hâlindeki taş veya  göktaşı demektir. İlki Şubat’ın 20’sinde havaya, ikincisi 27’sinde suya, üçüncüsü ise Mart’ın 5’inde veya 6’sında toprağa düşer.
  • Ferfene’yi nasıl yapacağız Hocam?
  • O’nu ben hallederim! Kayısı Bahçesi’ne benim minibüsle gideriz.
  • Herkes katkıda bulunacak demiştiniz Hocam!
  • Öbür sefere öyle yaparız!
  • Çiğdem ve navruz da toplayacak mıyız Hocam?
  • Tabii ki! Biliyorsunuz, bahârın müjdecisi olan bu iki güzel çiçek de soğanlı bitkilerdir. İlk cemreden sonra çiğdem, son cemreden sonra navruz çıkar! Çiğdem’in bir hastalığımızla yakın ilişkisi olduğunu biliyor musunuz arkadaşlar?
  • İlk defâ duyuyoruz Hocam!
  • Kolşisin nedir arkadaşlar?
  • FMF’te kullanılan bir ilaç olduğunu biliyoruz Hocam!
  • Doğru! Ama FMF bizim hastalığımız değil. Bahsettiğimiz hastalık, beynelmilel alanda medâr-ı iftihârımız olan bir Hocamız tarafından dünyâ tıbbına armağan edilmiştir.
  • Behçet Hastalığı mı Hocam!
  • Âferin Nâdire Hanım! Ordinaryüs Profesör Doktor Hulûsi Behçet Hocamız tarafından, 1937’de “Viral olması muhtemel trisemptom kompleksi” olarak tanımlanmış, nötrofil aktivasyonu ile karakterize, sistemik bir hastalıktır.
  • Ordinaryüs ne demek Hocam?
  • Hocaların hocası demek arkadaşlar!
  • Siz bu durumda ordinaryüs mü oluyorsunuz Hocam?
  • Nerdeee? 27 Mayıs Anayasası ile o unvan kaldırıldı. Ben sâde bir profesörüm! Evet Nergiz Hanım, trisemptom dedik, ne demek istedik acabâ?
  • Oral aftlar, genital ülserler ve göz tutulumu Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım! Bu arada “Beynelmilel” filmini seyrettiniz mi arkadaşlar?
  • Ben 2 defa seyrettim Hocam!
  • Tebrikler Şemsettin Bey! Niye 2 defâ seyrettiniz?
  • Ben Adıyamanlı’yım Hocam, film de Adıyaman’da çevrilmişti.
  • Ne demek beynelmilel?
  • Uluslararası Hocam!
  • Âferin! O filmden aklımda kalan en önemli sahne, “uyan Sunam uyan derin uykudan” türküsü idi. Seyretmenizi tavsiye ederim arkadaşlar! Yakın târihimizin trajikomik olaylarından birini anlatıyor.
  • Gelelim kolşisin’ee! Kolşisin, Behçet Hastalığı’na hangi mekanizma ile iyi geliyor acabâ Nâlan Hanım?
  • Anti-nötrofil etkisiyle Hocam!
  • Âferin! Peki, kolşisin nereden elde ediliyor, biliyor musunuz?
  • Bilmiyorum Hocam!
  • Çiğdemin köklerinden, yumrularından elde ediliyor arkadaşlar! Dolayısıyla yârın bolca çiğdem soğanı yerseniz, ağzınız yara olmaz! Gelelim navruz’a! Navruz kelimesi size ne hatırlatıyor Âhu Hanım?
  • 21 Mart Nevruz Bayramı’nı Hocam!
  • Âferin! Gerçi yaptığımız taşkınlıklarla bayram olmaktan çıkarıyoruz ama! Aslı nevruz! Farsçadan dilimize geçmiş, “yeni yıl”, “yeni yılın ilk günü” anlamlarına geliyor. İşte bu günü hatırlatan çiçeğe de navruz denilmiştir. Halk arasında “karagöz” de denir. Hem yaprakları, hem de soğanı yenir. Yârın onu da göreceğiz arkadaşlar!
  • Bu arada halkımız tarafından bahar bayramı olarak kutlanan bir gün daha var, onu da bize Mehmet Bey hatırlatsın!
  • 1 Mayıs Bahar Bayramı Hocam!
  • İşçiler tarafından kutlanan demedim, halkımız tarafından kutlanan dedim Doktor Bey!
  • Hıdırellez Bayramı Hocam!
  • Âferin İsmâil Bey! O gün ne oluyormuş ki kutlanıyor?
  • Hızır ile İlyas peygamberler bir araya gelip o yılın olacak işlerini karâra bağlarlarmış! Hızır-İlyas, halkımız tarafından “Hıdırellez” olarak birleştirilmiş.
  • Âferin! Gününü de söylersen üçüncü ve son âferini de alacaksın Doktor Bey!
  • 6 Mayıs Hocam!
  • Âferin! Kendi âferinlerim bitti. Bundan sonra dededen kalanları kullanacağım!
  • Gelelim aslî işimize! Bugün vizite son odadan başlayalım Mikâilciğim!
  • Buyurun Hocam!
  • Günaydın Sâniye Hanım, hayırlı sabahlar!
  • Hayırlı sabahlar Hocam!
  • Nasılsınız bugün, hafta sonunuz nasıl geçti? Bir şeyler yiyebildiniz mi?
  • Biraz süt ve çorba içebildim ama hâlâ boğazım çok ağrıyor Hocam!
  • Mikâil Bey, hastamızın durumunu özetleyelim bir zahmet!
  • Tabii Hocam! Sâniye Hanım 63 yaşında, emekli öğretmen. İki yıldır pemfigus vulgâris tanısı ile tâkip ediliyor. Tedâvisini bıraktığı için lezyonları şiddetlenmiş. Yüksek doz prednizolon tedâvisi başlandı, yavaş da olsa bir iyileşme var.
  • Pulse tedâvi yaptık mı?
  • Üç gün boyunca 500 mg/gün verdik Hocam! Günde 120 mg’la devâm ediyoruz.
  • İmmün süpresif alıyor mu?
  • 150 mg azatiopürin alıyor Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Aynen devâm!
  • Biraz sabredeceğiz Sâniye Hanım! Bir de bizim tâlimatlarımıza kesinlikle uyacağız. İlaçlarınızı bizden habersiz değiştirmeyecek veya kesmeyeceksiniz!
  • Ben dersimi aldım Hocam! Bir daha aslâ öyle bir hatâ yapmam!
  • Geçmiş olsun! Yârın daha da iyi olacağınızı umuyorum! İyi günler!
  • İyi günler Hocam!
  • Evet arkadaşlar! Bugünlük bu kadar yeter! Yârın sabah görüşmek üzere iyi günler!
  • İyi günler Hocam!

Beşinci Vizit: Giriş’in sonu

  • Günaydın arkadaşlar! Bugün haftanın son günü, yârın tâtil, bakıyorum neşelisiniz!
  • Nasıl neşeli olalım Hocam! Papül, püstül, vezikül, bül, skar, eskar, ekskoryasyon, eksfolyasyon birbirine karışmış vaziyette! Anvale olmamıza çok az kaldı!
  • Yok canııım, korkacak bir şey yok! Bunları tekrar ede ede iyice zihinlerinize yerleştireceğiz. Ne demişler?
  • Kim ne demiş Hocam?
  • Osmanlı atalarımız, “Et tekrârü müstahsen, velev kâne yüz seksen” demişler!
  • Buyur Hocam!!
  • “Yüz seksen kere bile olsa, tekrar güzeldir” demek oluyor. Tekrar, bilgiyi pekiştirir, iyice yerleşmesini sağlar. Hadi, dördüncü odamızdan vizitimize başlayalım!
  • Günaydın Osman Bey, hayırlı sabahlar!
  • Hayırlı sabahlar Hocam!
  • Ağrılar sizi rahatsız etti mi bu gece?
  • Düne göre yarı yarıya azaldı Hocam! Ellerinize sağlık!
  • Mikâil Bey’in ve hemşire hanımların ellerine sağlık! Mikâilciğim, hastamız hakkında kısa bilgi alabilir miyiz?
  • Osman Bey 67 yaşında, emekli, zona’sı var. Brivudin ve amitriptilin tedâvisi alıyor, tedâviye iyi cevap verdi Hocam!
  • Teşekkür ederim! Antiviral tedâvisini iki haftaya, antidepresan tedâvisini de üç aya tamamlayalım.
  • Bâşüstüne Hocam!
  • Arkadaşlar! Bu hafta boyunca dört hastalık gördük! İsmâil arkadaşımız bunları bize hatırlatabilir mi acabâ?
  • Psöriyâzis, kronik ürtiker, liken plânus ve zona Hocam!
  • Âferin! Bu hastalıklara niçin bu isimler verilmiş, hiç merâk ettiniz mi?
  • Etmemiz gerekir mi Hocam?
  • Tabii ki gerekir! “Merak ilmin yarısıdır” denmiştir!
  • Kim demiş Hocam?
  • Lâ edrî!
  • Buyur Hocam!!
  • Anonim! Anonim! Yâni söyleyeni tam olarak bilinmiyor!
  • Peki! “Psöriyâzis”e halk arasında ne dendiğini biliyor muyuz Zeynep Hanım?
  • “Sedef hastalığı” dendiğini biliyorum Hocam!
  • Âferin! Peki “sedef”in ne olduğunu biliyor musunuz Doktor Hanım?
  • Bizim Gâziantep’te sedefçiler çarşısı var. Bir çeşit süsleme sanatı olduğunu düşünüyorum Hocam!
  • Bir âferin daha! Ama ben bu sanatta kullanılan malzemeyi kasdetmiştim.
  • Tam olarak bilmiyorum Hocam!
  • Deniz canlılarının parlak-beyaz kabuklarına “sedef” denir arkadaşlar. Bu hastalıkta oluşan kepekler, parlak-beyaz renkleri ve kolay ufalanmaları açısından sedefe benzediğinden, hastalığa bu ad verilmiştir. Latince’de “psora”, kepek veyâ kabuk anlamına geliyor arkadaşlar. Pekî Nevzat Bey, bu hastalığın kepekleri niye bu kadar fazla ve niçin bu kadar kolay dökülüyor?
  • Turn-over’daki hızlanma keratin yığılmasına, parakeratoz ise kolay dökülmeye sebep oluyor Hocam!
  • Dededen kalma kocaman bir âferini hakettin Doktor Bey, âferin!
  • Teşekkür ederim Hocam!
  • Pekî arkadaşlar! İkinci sırada kronik ürtiker vardı değil mi?
  • Evet Hocam!
  • Dursun Bey bize “kronik” kelimesini açıklayabilir mi acabâ?
  • Uzun süren demek Hocam!
  • Ne kadar uzun?
  • Aylarca, yıllarca!
  • Anlam olarak doğru ama, teknik olarak genellikle “altı haftadan daha uzun süren” anlamına geliyor arkadaşlar! Pekî Bülent Bey! “Ürtiker”e halk arasında ne dendiği konusunda bizi aydınlatabilir misiniz?
  • Kurdeşen dendiğini biliyorum Hocam!
  • Âferin! Başka?
  • Bizim oralarda “dabaz” denir Hocam!
  • Âferin Mehmet Bey! Başka?
  • İç Anadolu’da “parpı” da derler Hocam!
  • Âferin Nâlan Hanım! “Ürtiker” ne demek oluyor acabâ Şemsettin Bey?
  • Kaşıntılı bir cilt hastalığı Hocam!
  • Doğru, ama kelime anlamını sormuştum!
  • Çıkaramadım Hocam!
  • “Ürtika”, ısırgan otu demektir arkadaşlar! “Ürtiker” ise, ısırgan otunun deriye değmesiyle oluşan kabartılara benzeyen hastalık anlamına geliyor. Kolay aklınızda kalsın diye, ürtikeri “dört K” kısaltması ile özetlemeye çalışırız. Mücâhit Bey bize bunları hatırlatabilir mi acabâ?
  • Kızarır, Kabarır, Kaşınır, Kaybolur, Hocam!
  • Âferin Doktor Bey! Gördüğünüz gibi bir haftada epeyce mâlumat sâhibi olmuşsunuz. Sıra geldi “liken plânus”aa! Lise’de biyoloji’si en iyi olanınız kimdi?
  • Ben biyoloji’yi çok severdim Hocam!
  • Öyleyse “liken” konusunda bizi aydınlatabilirsiniz Âhu Hanım!
  • Kara yosunları ile alg’lerin simbiyotik birlikteliğine liken denir Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım! Tabiat’ta nerelerde görebiliriz?
  • Büyük taş veya kayaların üzerlerinde, ağaç gövdelerinde; canlı iken yeşil ve kadifemsi, ölüp kuruyunca ise değişik renkli yamalar hâlinde görülürler Hocam!
  • Âferin! “Yama” kelimesi tam yerini buldu! Deride yama şeklinde lezyonlar yapan bir grup hastalık, bu benzetme sonucunda “liken” olarak adlandırılmıştır. Örnek verebilir miyiz İsmâil Bey?
  • Liken plânus, pitriyâzis likenoides, likenoid, likenifikasyon…
  • Âferin! Pekî “plânus”a ne diyorsunuz?
  • İngilizce Tıp öğrencisiyiz Hocam, “plane”nin düz anlamına geldiğini bilemezsek ayıp olur!
  • Âferin! Arkadaşlar, önümüzdeki hafta üçüncü “cemre” havaya düşüyor! Bir öğle arası birlikte Kayısı Bahçesi’ne çıkacağız, “ferfene” yapacağız, “çiğdem” ve “navruz” toplayacağız, “liken”leri göreceğiz, bâdem yiyeceğiz!
  • “Liken”den çıktık, nerelere geldik Hocam! Cemre, ferfene, çiğdem, navruz???
  • Sabırla koruk helva olur demiştik arkadaşlar! Sabredin, Pazartesi de bunları konuşuruz! Son olarak “zona”yı da çözümleyip bugünkü vizitimizi bitirelim. Zona”yı da bize Zeynep Hanım açıklasın!
  • Ağrılı bir hastalık olduğunu hastamıza sorduğunuz sorudan anlamıştık Hocam!
  • Âferin! Ama ben kelime anlamını öğrenmek istemiştim!
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • “Zon” desem!
  • Bölge demek Hocam!
  • Âferin! Zona, bir bölgeyi, bir dermatomu tutan anlamına geliyor arkadaşlar! Hastamızın dosyasına bakarsanız, zona’nın arkasında bir de “zoster” eki olduğunu görürsünüz. O ne demek acaba?
  • Bilemedik Hocam!
  • “Kuşak şeklinde, kemer şeklinde” demek arkadaşlar! Hastalık “Herpes Zoster” adıyla da bilinir! Karşımıza bir de “herpes” çıktı, ne diyeceksiniz?
  • Bir şey diyemeyeceğiz Hocam!
  • “Herpes”; “grup yapmış”, “gruplar hâlinde” anlamına geliyor arkadaşlar! Gördüğünüz gibi, hastalığın adından hareketle önemli özelliklerini de bilir hâle geliyoruz. Kelimeler ve anlamları üzerinde bu kadar ısrarla durmamın sebebini umarım anlamışsınızdır.
  • Anladık Hocam!
  • Pazartesi görüşmek üzere iyi günler ve iyi tâtiller arkadaşlar!
  • Size de Hocam!

Dördüncü Vizit: Giriş’e devam

  • Günaydın arkadaşlar! Bugün nasılsınız bakalım?
  • İyiyiz Hocam, teşekkürler!
  • Bu gün size ne anlatacağım, biliyor musunuz?
  • Dün Cildiye’ye giriş yapacağınızı söylemiştiniz ama pek giremedik gâlibâ Hocam!
  • Önce üçüncü odamıza girip hastamız Hatîce Hanım’ı bir ziyâret edelim, sonra Cildiye’ye gireriz!
  • Günaydın Hatîce Hanım! Bu gün kaşıntılarınız ne durumda?
  • Sâyenizde oldukça azaldı Hocam!
  • Estağfirullah! Bu iltifâtı ben değil Doktor Mikâil Bey hak ediyor. Hâzık elleriyle hastalarımıza şifâ dağıtıyor. Hastamızı kısaca bir özetleyelim Mikâilciğim!
  • Hatîce Hanım kırk altı yaşında, ev hanımı. Liken plânus’u var, retinoid tedâvisi alıyor   , durumu hızla iyiye gidiyor Hocam!
  • Ellerinize sağlık! Hepatit’i ne âlemde?
  • Kontrol altında, intâniye ile birlikte tâkip ediyoruz Hocam!
  • Tedâviye aynen devâm edelim!
  • Bâşüstüne Hocam!
  • Mikâil Âbi’ye “hâzık” dediniz Hocam! Anlayamadık!
  • “İyi yetişmiş ve insani özellikleri yüksek doktor” anlamına geliyor arkadaşlar! Sizlerin de “hâzık hekimler” olmasını temennî ediyoruz!
  • Evet arkadaşlar! Üç gündür “bu gün size ne anlatacağım, biliyor musunuz?” diye söze başlamamın sebeb-i hikmetini merâk etmediniz ki hiç soran olmadı.
  • Şimdi soruyoruz Hocam!
  • Arkadaşlar! Bizler Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız. Merhum Hoca, aslında her mes’elemize bir çözüm bulmuş, ama biz O’nu iyi tanımadığımızdan yeteri kadar istifâde edemiyoruz.
  • Bağlantıyı kuramadık Hocam!
  • Şimdi kuracaksınız! Bir Cumâ günü, benim gibi hazırlıksız vaziyette kürsüye çıkan Hocafendi cemaate sormuş:
  • Ey cemaat-i müslimîn! Bu gün size ne anlatacağım, biliyor musunuz?
  • Nereden bilelim Hocafendi!
  • Bu kadar kalabalık bir cemaatin bilmediğini bu fakir nereden bilsin! deyip kürsüden inmiş.
  • Öbür hafta gene hazırlıksız, tekrar kürsüye çıkmış:
  • Ey cemaat-i müslimîn! Bu gün size neden bahsedeceğim, biliyor musunuz?
  • Biliyoruz Hocafendi! demiş, “bakalım bu durumda ne diyecek” diye önceden hazırlıklı olan cemaat.
  • Bildiğinize göre anlatmama ne hâcet! deyip inmiş aşağıya.
  • Üçüncü hafta aynı minval üzere çıkmış kürsüye. Bu sefer cemaat, “bir kısmımız biliyor, bir kısmımız bilmiyor” diyelim, bakalım bu sefer ne yumurtlayacak! diye kararlaştırmışlar.
  • Ey cemaat-i müslimîn! Bu gün size ne anlatacağım, biliyor musunuz?
  • Bir kısmımız biliyor, bir kısmımız bilmiyor, Hocafendi!
  • İyi öyleyse, bilenler bilmeyenlere anlatsın! deyip atmış kendini aşağıya!
  • Hocafendi bize ne ders verdi şimdi Hocam!
  • Yapacağınız işe hazırlıksız girişirseniz işte böyle madara olursunuz! dedi.
  • Yâni siz madara mı olmuş oluyorsunuz bu durumda?
  • Ne münâsebet! Ben herkes için geçerli genel kuralı hatırlattım. Doktorların “en büyüğü” olan bir Hoca’nın söze daralması, lafa sıkışması söz konusu bile olamaz!
  • “Doktorların en büyüğü” ne demek Hocam?
  • Arkadaşlar, diğer branşlardan hocalarımızla sohbet ederken, bâzen “hangi branşın en önemli, en büyük branş olduğu” konusu gündeme gelir. Beyin Cerrâhı der: “biz en büyüğüz”, Kalp Cerrâhı der: “biz en büyüğüz”, Gastroenterolog der: “biz en büyüğüz”, Ortopedist der: “biz en büyüğüz”, Psikiyatrist der: “biz en büyüğüz”. Söz uzar gider. En sonunda dayanamam ve ben devreye girerim!
  • Herkes organı kadar konuşsun arkadaşlar! Beyin taş çatlasa bir buçuk kilo, kalp taş patlasa 250 gram, mide gelse gelse 300 gram, kemiklerin hepsini bir organ saysak bile geleceği on kilo, hele psikiyatri, tartıya gelecek bir organı bile yok! Pekî cildimiz? Vücut ağırlığımızın yüzde on beşi! Meselâ ben 80 kiloyum. Bu hesâba göre derim 12 kilo geliyor, yâni en büyük organ! En büyük organın doktoru benim, dolayısıyla “en büyük doktor” da otomatikman ben oluyorum! deyince herkes dut yemiş bülbüle döner.
  • Hâlâ Cildiye’ye gelemedik Hocam!
  • Nasıl gelemedik! Derinin en büyük ve en ağır, dolayısıyla da en önemli organımız olduğunu öğrenmiş olduk.
  • Dâhiliye stajını yaparken, hocalarımızdan biri, “En kolay branş olan Cildiye’de ihtisas yapmanızı tavsiye ederim. Zîra hastalarının yarısına ne sürerseniz sürün iyileşir, yarısına da ne sürerseniz sürün iyileşmez” demişti de heveslenmiştik. Siz “en büyük”, “en önemli” diyerek bizi korkutuyorsunuz Hocam!
  • O hocamız doğru söylemiş! Yalnız; neyi, nereye, ne kadar, ne süreyle, günde kaç defâ süreceğinizi bilmezseniz, iyileşecek o yüzde elliyi de tedâvi edemezsiniz. Ortalık, kremle merhemin farkını bilmeyen doktorlardan geçilmiyor zâten.
  • Kremle merhem aynı şey değil mi Hocam?
  • Sizlere stajın bitiminde, kremin, merhemin sulusu, merhemin de, kremin yağlısı olduğunu öğretebilirsek maksat hâsıl olmuş olacak.
  • İyi günler arkadaşlar, yarın görüşürüz!
  • İyi günler Hocam!

Üçüncü Vizit: Giriş

  • Günaydın arkadaşlar! Dünden bu tarafa nasılsınız bakalım?
  • İyiyiz Hocam, teşekkürler!
  • Bu gün size ne anlatacağım, biliyor musunuz?
  • Dün Cildiye’ye giriş yapacağımızı söylemiştiniz Hocam!
  • İyi öyleyse girelim bakalım! Ama önce ikinci odadaki Neslihan Hanım’a bir günaydın diyelim!
  • Günaydın Neslihan Hanım, nasılsınız bugün?
  • Çok şükür iyiyim Hocam!
  • Mikâil Bey, hastamıza âit özet bilgileri alabilir miyiz?
  • Neslihan Hanım, 25 yaşında, öğretmen. Kronik ürtikeri var. İkili antihistaminik tedâvisi alıyor. Üç gündür semptom ve lezyonu yok.
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Tedâvisini evde devâm etmek üzere Neslihan Hanım’ı taburcu edebiliriz. Bir ay sonra da kontrole gelmesini ricâ ediyoruz.
  • Geçmiş olsun Neslihan Hanım! Stres mes’elesine dikkat ediyoruz değil mi?
  • Mümkün mertebe Hocam!
  • Arkadaşlar, hastânede tedâvisi tamamlanan ve evine gönderilen kişilere niye “taburcu” dendiğini biliyor muyuz?
  • Hiç dikkatimizi çekmemişti Hocam!
  • Hakîkat ayrıntılarda gizlidir arkadaşlar. Pek çok alanda olduğu gibi, tıp alanında da modernleşme gayretleri askerî alanda başlamıştır. Revirlerde veyâ hastânelerde tedâvisi tamamlanan ve vazîfesine devâm edebilecek hâle gelen askerler, asıl birliklerine, yâni taburlarına gönderilirlerdi. “Taburcu olmak” terimi zaman içinde, iyileşip hastâneden çıkmak anlamında, sivilleri de içine alacak şekilde yaygın bir kullanıma kavuşmuştur.
  • Söz askeriye’den açılmışken, her yıl 14 Mart’ta ne kutluyoruz arkadaşlar?
  • Tıp Bayramı’nı kutluyoruz Hocam!
  • Gerçi “deliye her gün bayram” demişler amma, ne zaman, ne olmuş ki bayram olarak kutlanıyor?
  • Tıp Târihi’nde anlatılmıştı. Gâlibâ ilk tıp fakültesinin açışı yapılmıştı Hocam!
  • Doğru ama eksik bilgi! Sultan İkinci Mahmut dönemi! Zamânın Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin teşvîki ile, 14 Mart 1827’de, modern anlamdaki ilk tıp fakültemiz kabul edilen ve bugünkü GATA’nın temellerini oluşturan “Tıbbiye-i Askeriye-i Şahâne” açılmıştı. 1918’de İstanbul’un işgâl edilmesiyle birlikte, İngilizler Mekteb-i Tıbbiye-i Şahâne’ye de el koydular. Bunun üzerine tıbbiyeliler 14 Mart 1919’da, direniş maksadıyla binâya dev bir Türk Bayrağı asarak, ilk defâ Tıbbiye’nin Kuruluş Günü’nü kutladılar. Toplantı İngilizler tarafından dağıtıldı. 14 Tıp Bayramı olarak kutladığımız, işte bu olayın yıl dönümüdür arkadaşlar.
  • Bu vesîle ile Tıbbiyeli Hikmet’i de rahmetle analım! Hikmet Boran!
  • Buyur Hocam!!
  • İşgâl altındaki Mekteb-i Tıbbiye’ye Türk Bayrağı’nı asanlardan ve Sivas Kongresi’nde Atatürk’e: “Mandayı kabûl etmiyoruz, kim kabûl ederse onu da kabûl etmiyoruz, siz kabûl ederseniz sizi de kabûl etmeyiz” diyen yiğit tıbbiyeli! Meşhur spiker merhum Orhan Boran’ın babası olup emekli tabip albay olarak, 1945’de bir rivâyete göre İstanbul’da, bir rivâyete göre de Mersin’de vefât etmiştir. Rûhu şâd olsun!
  • Amin!
  • Hekimbaşı’nın bugünkü karşılığı nedir arkadaşlar?
  • Başhekim olabilir mi Hocam?
  • Hay Allah iyiliğinizi versin! Koskoca “Sağlık Bakanı”na tenzîl-i rütbe yaptırdınız.
  • Peki! GATA’nın açılımını da yapıp bu konuyu noktalayalım.
  • Gülhâne Askerî Tıp Fakültesi Hocam!
  • Fakültesi değil evlâdım, Akademisi, Akademisi! Yârın sabah görüşmek üzere iyi günler arkadaşlar!
  • İyi günler Hocam!