Önsöz

İhtiyârımla acep ben hiç olur muydum tabîb
Ger bileydim âlemin bunca devâsız derdini (Mehmet Esat Paşa)

İnsaflı ve tarafsız bir gözle bakanların tespitlerine göre, Hazret-i İsa’dan bu tarafa iki koca milenyumu eskitip, bir üçüncüsüne yelken açan yaşlı dünyamızın sağlığı, bugün pek de iç açıcı bir görüntü vermemektedir.
Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve CIA gibi değişik kaynaklarda küçük farklılıklar olmakla beraber; dünyada dolaşan yıllık para miktarı, diğer bir deyişle yıllık gayr-ı safi ‘dünyevi’ hasıla, yaklaşık 100 trilyon dolar olarak hesabedilmektedir. Bu miktarın yaklaşık %10’u, yani 10 trilyon dolar gibi devasa bir kısmı sağlık sektörünce harcanmaktadır. Silah sanayiinden sonra ikinci sırada yer alan dünya ilaç pazarının hacmi, bugün itibariyle, yılda 1 trilyon doları aşmış durumdadır. Uluslararası ilaç tröstlerinin, sadece pazarlama faaliyetleri için harcadığı paranın 100 milyar dolar civarında olduğunu söyleyelim de gerisini varın siz hesabedin! 2016 yılı gayr-ı safi millî hasılamızın 800 milyar dolar civarında olduğu düşünülürse, bu bütçenin 12-13 katı bir paranın büyüklüğünü ve gücünü tahmin etmek zor olmasa gerektir!
Yaklaşık 10 trilyon dolarlık dünya sağlık bütçesinin %40’ını Amerika, %40’ını Avrupa, kalan %20’sini ise dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan diğer ülkeler kullanmaktadır. Bu adil (!) paylaşım karşısında, bir şairimizin deyişiyle; “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul! Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa!” demekten kendimizi alamıyoruz!
Haydi bu devasa paraları gönül rahatlığı ile (!) harcıyorlar, karşılığında Amerika ve Avrupa’nın sağlığı yerinde olsa bari! Ne gezer! Psikiyatrik problemler, obezite, kanser türleri, kalp-damar hastalıkları, AIDS, endokrin bozukluklar ve benzerleri, neredeyse hastalık düzeyinden çıkıp salgın derecesine ulaşmış vaziyette! Dünyada 500 milyon civarında kişi, çeşitli ruh sağlığı problemleri yaşıyor. Diğer bir deyişle, her yedi kişiden biri her yıl, her dört kişiden biri ise, hayatı boyunca bir ruh sağlığı problemiyle karşı karşıya kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılında depresyonun, yetenek kaybı oluşturan hastalıkların başında yer alacağını öngörüyor. Gençlerde sık rastlanan hastalık ve ölüm sebepleri arasında psikiyatrik hastalıklar ilk sıralarda yer alıyor. Madde bağımlılığı ve kişilik bozuklukları, bugünün ve geleceğin en önemli toplumsal sorunlarını oluşturuyor. Batı dünyası, kendilerindeki bu sağlıksız yapıyı dünyanın kalan kısmına ihrac etmekten de hiç geri kalmıyor! Bu durum, tüm bu yükleri sırtımıza yükleyen kapitalist hayat tarzının, başlı başına bir hastalık kaynağı olduğunu göstermiyor mu?
Akademik kurumların olağanüstü çabalarına rağmen, son 50-60 yılda, özellikle tıp alanında esasa yönelik elle tutulur bir gelişme sağlanamamıştır. Zahirdeki pırıltılı-parlak görünüm, tıbbın kendi kerametinden değil, tıp teknolojisinden, yani mühendislik ürünlerinden ileri gelmektedir. Tomografiler, emarlar, sintigrafiler, biyokimyasal ve mikrobiyolojik tetkikler, ilaçlar, cerrahi teknikler ve benzerleri, tabii ki tıbbın yol göstermesiyle geliştirilmiş olmakla beraber, esasında mühendislik ürünleridir. Yani tıp bilimi, ancak mühendisliğin ve elektroniğin izin verdiği kadar ilerleyebilmiştir.
Teknik alandaki bu muhteşem gelişmelerin, tıbbın ana temellerinde ve felsefesinde maalesef sağlanamadığı gerçeği gözlerden kaçırılmamalıdır. Eldeki devasa bilgi birikimi ve sofistike teknolojik imkanlara rağmen, sağlığı korumada, hastalıkları önlemede ve tedavi etmede, Batı tıbbının başarılı olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Geliştirilen onca ilaca ve uygulamaya rağmen; dünyamızda, ruhsal problemler ve beslenme bozuklukları başta olmak üzere, hastalık sıklığı ve çeşidi her geçen gün artmaktadır.
Peki, bu niye böyle oldu? Acizane kanaatimiz; bu sonuca, Batı tıbbı’nın, diğer bir deyişle modern tıbb’ın, “hayat”ı ve “insan”ı tanıyamaması veya yanlış tanımlaması yol açmıştır.
Tarih boyunca, hiç bir medeniyet sıfırdan gelişmemiştir. Çünkü bilgi kümülatiftir, insanlığın toplam bilgisi, biriken bir şeydir. Nöbetçi medeniyet hangisiyse, geçmişin birikimini alır, onun üzerine kendi zihniyetiyle uyumlu bir şeyler ekler. Bir önceki medeniyetin yanlışları ayıklanır, doğruları alınır, kendi doğruları bu doğruların üzerine eklenerek yeni bir medeniyet oluşturulur. Bu eklenen kısım ekleyenin zihniyeti doğrultusunda olduğu için de, onun kimliğini taşır. “Tıp yoktu, Hipokrat onu var etti; ölmüştü, Galenos diriltti; dağınıktı, Râzî düzenledi; eksikti, İbn-i Sînâ tamamladı!” sözü, bu açıdan güzel bir örnek teşkil eder.
Biz bugün İslam medeniyetini yeniden ihya edeceksek, bunu, ilmi ve hikmeti üretildikleri coğrafyalara göre yaftalayıp mahkum ederek yapamayız! Süpürerek alamayacağımız gibi, süpürerek atamayız da! Ya ne yaparız? Seçeriz! Vahyin inşa ettiği mümeyyiz bir akla düşen de budur!
Sağlık konuları, toplumsal bir zeminde gerçekleşmekle birlikte, ekonomik, kültürel ve siyasal yönleri de olan konulardır. Günümüzde, toplum bilimlerinin sağlık alanına yönelik ilgisi her geçen gün artmaktadır. Akademik çevrelerimiz, muhtemelen konunun ve öneminin farkında olmalarına rağmen, tıp felsefesi alanında ülkemiz şartlarına uygun yeterli çalışma maalesef bulunmamaktadır.
Bu çalışmada; Batı tıbbı’nın felsefi anlamdaki bu tıkanıklığını açmaya yardımcı olmak amacıyla, modern tıp felsefesine, “hayat” ve “insan”ın doğru tanımları üzerinden bir katkı sunulmaya çalışılacaktır. Ben bir felsefeci değil, tıp doktoruyum. Amacım; içeriden birisi olarak tespit edebildiğim eksiklik ve yanlışlıklara dikkat çekmek, gücüm ve kapasitem miktarınca bazı çözüm teklifleri sunmaya çalışmaktır. Kitapta rastlanabilecek her türlü hata tarafıma ait olacaktır. Her türlü yapıcı eleştiri ve katkıya açık olacağımı peşinen beyan ederim. Ülkemizin ilmî ve fikrî birikimine bir nebze de olsa katkıda bulunabilirsem, kendimi mutlu sayacağım!
Çalışmamızda pek çok kaynaktan yararlanılmıştır. Okuyucunun dikkatini dağıtmamak ve konu akışını bozmamak açısından, kaynaklar metin içerisinde değil, çalışmanın sonunda toplu olarak verilmiştir. Özellikle; Prof. Dr. Sinan Canan, Dücâne Cündioğlu, Yrd. Doç. Dr. Emre Dorman, Yrd. Doç. Dr. Şahin Efil, Prof. Dr. Mehmet Önal, Prof. Dr. Kemal Sayar, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Caner Taslaman ve Prof. Dr. Süheyla Ünal’ın yazılarından ve fikirlerinden oldukça faydalandım. Kendilerine ve diğer kaynaklarımın sahiplerine teşekkürü bir borç bilirim. Çalışmamın dilbilgisi açısından son redaksiyonunu yapan değerli dünürüm Prof. Dr. Hasan Kavruk’a hususen müteşekkirim.
Çalışmamın basımı aşamasında her türlü desteği sağlayan İnönü Üniversiesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Ahmet Kızılay’a, değerli arkadaşım Prof. Dr. Cengiz Yakıncı’ya ve İnönü Üniversitesi Yayınevi çalışanlarına çok teşekkür ederim.

Prof. Dr. Mustafa Şenol
Emekli Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı

Yirminci Vizit: Battal Gâzî’nin Mezârı

  • Günaydın Yeldâ Hanım, günaydın Hamdi Bey, nasılsınız?
  • Teşekkürler Hocam, iyiyiz, siz nasılsınız?
  • Gâyet iyiyim Allah’a şükür! Müsâdenizle önce çayımızı demleyelim! İzin verirseniz ben bugünkü sınavda stajyerlerimize sosyal ve paramedikal konulardan soru sormak istiyorum!
  • Siz nasıl isterseniz Hocam! Biz tıbbî konulardan, siz sosyal konulardan, bakalım nasıl bir sınav olacak?
  • İlk arkadaşımızı alabiliriz!
  • Yazılı sınavda aldıkları notlara göre en yüksekten başlayıp aşağı doğru sıraladık Hocam! İlk sırada Zeynep Acar var!
  • Hoş geldin Zeynep Hanım! Nasılsın?
  • Çok heyecanlıyım Hocam!
  • Öncelikle tebrik ederiz, çok iyi bir puan almışsın! Oradan çikolatanı al, şimdi de yiyebilirsin, çıkınca da! Rahat ol, seninle sohbet havasında bir sınav yapacağız inşallah! Vizitler de de konuşmuştuk ama, Hocalarımız için bir daha tekrarlayalım! İsminizin anlamı neydi Doktor Hanım?
  • Babasının süsü, babasının kıymetlisi anlamına geliyor Hocam!
  • Ne güzel! Nereliydiniz Zeynep Hanım?
  • Gâzîantepli Hocam!
  • Antep ismi nereden geliyor acabâ Doktor Hanım?
  • Eski adı “Hantap”mış Hocam! Hazret-i Ömer döneminde fethedilince, bol pınarlı şehir anlamında “Ayntâb” denmiş. Zamanla Türkçe uyumla bu isim “Antep”e dönüşmüş!
  • Âferin, çok güzel açıkladın! Gâzî’liği nereden geliyor acabâ?
  • Kurtuluş Savaşı’nda Fransızlara karşı gösterdiği kahramanlıktan Hocam!
  • Âferin! Zeynep Hanım’a benden tam puan! Buyurun arkadaşlar, sıra sizde!
  • İkinci sıradaki arkadaşımız Âhu Hanım buyursun!
  • Merhaba Doktor Hanım, hoş geldiniz!
  • Teşekkür ederim Hocam!
  • Heyecanlı görünüyorsun!
  • Öyle Hocam!
  • Sâkin ol! Tebrik ediyoruz, sen de yazılı sınavdan güzel bir not almışsın! Önce çikolatanı al, sonra da senden Âhu’nun anlamını öğrenelim!
  • Kelime olarak ceylan demek Hocam! Güzel, ince, zarif kadın anlamına geliyor!
  • Çok güzel! Nereliydiniz Doktor Hanım?
  • Malatyalı’yım Hocam!
  • Hangi ilçeden?
  • Battalgâzî’den Hocam!
  • Ne güzel! Ben târihe ve târihî kişilere çok meraklıyım! Acabâ bana Battalgâzî Hazretleri’nin mezârını târif edebilir misiniz? Gidip bir ziyâret edeyim!
  • Ulu Câmi’ye yakın bir yerlerde olduğunu zannediyorum Hocam!
  • Tam yerini ricâ etmiştim!
  • Doğrusu çok emin değilim Hocam!
  • Pekî, ben târif edeyim! Otobüse binip 800 kilometre kadar Batı’ya gideceğiz. Eskişehir ilinin Seyitgâzî ilçesine varıp hazretin türbesini orada ziyâret edeceğiz! Çünkü kendisi, Bizans’la yaptığı bir gâzâ sırasında burada şehit düşmüştür!
  • Teşekkür ederim Hocam, sâyenizde ben de öğrenmiş oldum! Aynı zamanda mahcup ta oldum!
  • Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp denmiştir Doktor Hanım! Ben teşekkür ederim! Şimdi siz buyurun sayın Hocalarım!
  • Üçüncü arkadaşımız Mücâhit Bey’i ricâ edelim!
  • Hoş geldin Mücâhit Bey!
  • Teşekkürler Hocam!
  • Tebrik ediyoruz! Çikolatanı al, sonra senden isminin anlamını öğreneceğiz!
  • Din yolunda çalışan, gayret gösteren, mücâdele eden anlamlarına geliyor Hocam!
  • Çok güzel! Peki, nerelisin?
  • Dârendeliyim Hocam!
  • “Olmayasın üç beldenin birinden, Dârende’den, Arapgir’den, Eğin’den!” sözünü kim söylemiş acabâ?
  • Bilemedim Hocam!
  • Yavuz Sultan Selim, Mısır’a sefer fetvâsını veren âlime, buralardan çok âlim çıkar meâlinde ve taltif bâbında söylemiş!
  • Günümüzde negatif anlamda, hattâ Divriği ve Gürün de eklenerek, “olmayasın beş beldenin birinden” şeklinde kullanılıyor Hocam!
  • Doğrusun! Herhalde sizi çekemeyenler, uzanamadığı üzüme koruk diyen tilki misâli öyle diyorlardır!
  • Peki, bize Somuncu Baba’nın tam adını söyleyebilir misin?
  • Şeyh Hâmid-i Velî veya Şeyh Hamîdeddin Aksarayî Hocam!
  • Âferin! Teşekkür ederim! Buyurun Yeldâ Hocam!
  • Sıradaki arkadaşımız Nâlan Hanım’ı ricâ ediyoruz!
  • Hoş geldiniz Doktor Hanım, nasılsınız?
  • Teşekkürler Hocam!
  • Senden önce çıkan arkadaşların yüz ifadeleri ne anlatıyordu?
  • Neşeli çıktıklarını gördük Hocam!
  • İnşallah siz de öyle çıkarsınız! Adınızın anlamıyla başlayalım!
  • İnleyen, ağlayan gibi bir anlamı var Hocam!
  • Gerçekten de öyle misin?
  • Çabuk duygulanırım, gözlerim sık sık dolar!
  • İsmin ile müsemmâ imişsin demek ki!
  • Efendim Hocam!
  • Adının anlamına uygun bir tabiatın var demek istedim!
  • Öyle Hocam!
  • Allah ağlatmasın! Nereliydiniz Nalan Hanım?
  • Sivas’lıyım Hocam!
  • Ne güzel! Sivas isminin nereden geldiğini biliyor musun?
  • Rivayet çok ama en akla yatkını, Selçuklular döneminde kullanılan ve “üç pınar” anlamına gelen “Sebast” kelimesinden geldiği şeklindedir Hocam!
  • Sivaslı’ya Timur’un zulmünden bile ağır gelen zulüm nedir acaba?
  • İki saat senfoni orkestrasını dinlemek zorunda kalan dedenin: “Sivas Sivas olalı, Timur’dan bu yana bele zulüm görmedi!” dediğini duymuştum Hocam!
  • Âferin! Teşekkür ediyorum! Buyurun Hamdi Hocam!
  • Hoş geldin Şemsettin Bey, nasıl geçti stajınız?
  • Çok yoğundu Hocam!
  • İleride çok yarârını göreceksiniz! Adınızın anlamını merak ediyoruz!
  • Dînin güneşi demek Hocam!
  • Ne güzel! Sizin memlekete niye Adıyaman demişler acabâ?
  • Rivâyet muhtelif olmakla birlikte, Arap orduları tarafından fethedilince, şehrin Perre olan adını “Vâdi-i Leman” yani güzel vâdi olarak değiştirdikleri, zamanla bu ismin Adıyaman’a dönüştüğü sanılıyor Hocam!
  • Adıyaman otobüsü, Abuzer isimli bir suçluyu arayan jandarma tarafından durdurulup, “Abuzerler insin” denince 39 kişi inmiş, bir kişi inmemiş derler! Niye inmemiş acaba?
  • O “Hacı Abuzer”miş de ondan inmemiş Hocam!
  • Sizdeki bu Abuzer sevgisi nereden geliyor dersin?
  • Şehri fetheden İslam ordusu içinde büyük sahâbe Ebû Zerr’il Gıffârî de varmış ve burada bir süre ikâmet etmiş. Halkımız ona hürmeten çocuklarına Ebûzer adını vermişler Hocam!
  • Âferin! Târihine ve geçmişine saygılı olmak güzel bir meziyettir. Teşekkür ederim!
  • Hoş geldin Nâdire Hanım!
  • Hoş bulduk Hocam, teşekkürler!
  • Adının anlamını sormayacağım, çünkü çok açık!
  • Hakîkaten az rastladığımız isimlerden! Nerelisiniz Doktor Hanım?
  • Kahramanmaraş’lıyım Hocam!
  • Ne güzel! Sütçü İmam’ın memleketinden! Sütçü İmam hangi câminin imamıymış acabâ Doktor Hanım?
  • Din görevlisi değil Hocam, süt satarak geçimini sağlayan ve adı İmam olan Maraşlı kahraman! Fransızlara ilk kurşunu atmıştır!
  • Allah mekânını Cennet etsin! Maraş adı nereden geliyor acabâ?
  • Genel kanaat, şehri kuran Hitit komutanı Meraj’ın isminden geldiği şeklindedir Hocam!
  • Teşekkürler Nâdire Hanım!
  • Hoş geldin Mehmet Bey, nasılsın bakalım?
  • İş güveyliğinden hallice Hocam!
  • Doktor Bey, evli ve çocuk babası arkadaşlarımızdan Yeldâ Hanım! Hayrola Mehmet Bey, evde bir sıkıntı yoktur inşallah!
  • Sizden öğrendiğimiz bir sözü mecâzi anlamda kullanmaya çalıştım Hocam!
  • Âferin, demek ki konuştuklarımız boşa gitmiyor! Bize adının anlamını açıklar mısın?
  • Muhammed isminin Türkçe’de kullanılan şekli olup çok övülen demektir Hocam!
  • Ne güzel! Nerelisin Mehmetciğim?
  • Muş’luyum Hocam!
  • Muş adının kökeni konusunda bilgi verebilir misin?
  • Kabul gören iki rivâyet var! Biri; şehri kuran Urartu hükümdarı “Muşet”in adından, diğeri ise; Süryânîce, suyu bol yer anlamındaki “Muşa”dan geldiği şeklindedir Hocam!
  • Âferin! Yemen türküsündeki Muş hakkında ne dersin?
  • Bu türkü özbeöz Muş türküsü olup, bâzılarının iddia ettiği gibi Yemen’in Huş şehri ile herhangi bir alâkası yoktur Hocam!
  • Âferin Mehmet! Ben de öyle biliyordum! Teşekkür ederim!
  • Hoş geldin Ayşe Hanım!
  • Teşekkürler Hocam!
  • Adının anlamı ile başlayalım mı?
  • Tabii Hocam! Arapça kökenli bir isim olup bolluk ve huzur içinde yaşayan anlamına geliyor Hocam!
  • İnşallah ismin ile müsemmâ bir hayat geçirirsin! Memleket nere Doktor Hanım!
  • Malatya’lıyım Hocam!
  • Hangi ilçe?
  • Kernek’de doğmuşum Hocam!
  • Ne güzel! Derme suyunun hikâyesini senden dinleyeceğiz demek ki!
  • Derme İlkokulu’ndan mêzunum ama bahsettiğiniz hikâyeyi hiç duymadım Hocam!
  • Rivâyet olunur ki; sıcak bir yaz günü Hazret-i Mesih, arkadaşları ile berâber, Gündüzbey Kasabamız’ın üst taraflarında gezinirken oldukça susamışlar. Mesih Aleyhisselam, âsâsını yere vurunca kayaların arasından bir pınar fışkırmış, doya doya içmişler!
  • Mesih kim Hocam?
  • Hazret-i Îsâ Doktor Hanım!
  • Îsâ Peygamber Malatya’ya gelmiş mi Hocam?
  • Halkın muhayyilesi her şeye kâdirdir Ayşe Hanım!
  • Hazret-i Îsâ oradan ayrıldıktan sonra, bölge halkı ona hürmeten suyun çıktığı yere küçük bir kilise (deyr) yapmışlar ve Deyr-i Mesih (Mesih Kilisesi) adını vermişler. Deyri-i Mesih adı, zamanla “Derme”ye dönüşmüş. İşte bugün içme suyu olarak kullandığımız, artanı da şehrin ortasındaki kanaldan akan suyumuzun hikâyesi budur Doktor Hanım!
  • Çok teşekkür ederim Hocam! Sâyenizde kültürümüz zenginleşti!
  • Ben teşekkür ederim!
  • Hoş geldin Bülent Bey, nasılsın?
  • Teşekkürler Hocam! Sınav iyi geçerse daha iyi olacağım inşallah!
  • Ondan şüphemiz yok! Bülent’in anlamını merâk ediyoruz!
  • Farsça’dan dilimize geçmiş bir kelime olup yüksek, yüce, ulu gibi anlamları var Hocam!
  • Çok güzel! Nerelisin Doktor Bey?
  • Arguvan’lıyım Hocam!
  • Ne güzel! Türkülerin anavatanından! Arguvan’ın erguvan’la bir ilgisi var mı acabâ?
  • Yok Hocam! Buranın ilk kurulduğu zamanlardaki adı olan “Argaus”tan geldiği düşünülüyor!
  • Ne güzel! Arguvan türkülerinin hep hüzün dolu olmasını neye bağlıyorsun?
  • Yöre halkı tarih boyunca çok sıkıntılar çekmiş! Yoksulluk, imkansızlık, dışlanmışlık, gözden uzaklık hâlen bölgenin genel özellikleridir! Böyle bir ortamdan ağıttan başka ne çıkabilir Hocam!
  • Çok haklısın Bülent Bey!
  • Bölgede “Arguvan ağzı”ndan başka ağızlar da var mı?
  •  Çamşıhı ağzı, Polat ağzı gibi bazı mahallî söyleyiş şekilleri olduğunu biliyorum Hocam!
  • Teşekkürler Doktor Bey!
  • Hoş geldin Nergiz Hanım, nasılsın?
  • Teşekkürler Hocam, biraz heyecanlıyım!
  • Geçer inşallah! Adınızın güzel bir çiçekten geldiği belli!
  • Evet Hocam, güzel gözlü anlamına geliyor!
  • Ne güzel! Nerelisiniz Doktor Hanım?
  • Malatyalıyım Hocam, Kale ilçesinden!
  • İzollu, kayısı cenneti bir ilçemiz! Nergiz Hanım, kayısıya niçin mişmiş demişler acabâ?
  • Arapça’da kayısıya mişmiş dendiğini biliyorum Hocam!
  • Doğru, ama Malatya’da niye mişmiş dendiğini öğrenmek istiyorum!
  • Sizden dinlemek isterim Hocam!
  • Rivâyet olunur ki, 150 yıl kadar önce, Malatya eşrâfından Hacıhaliloğlu Mustâfendi, birkaç arkadaşı ile birlikte hacca gitmişler. O zamanlar hacca yaya veya hayvan sırtında gidiliyor! Halep-Şam arası bölgede gâyet lezzetli, suyu az, hurma gibi kuruyan bir meyve görüyorlar ve adının mişmiş olduğunu öğreniyorlar! Hac dönüşünde aynı bölgeden geçerken, bu meyvenin Malatya’da yetişip yetişmeyeceğini soruyorlar! Oranın halkı da iklim şartlarını öğrenince, mişmiş’in Malatya’da rahatlıkla yetişebileceğini söylüyorlar! Yanına bolca mişmiş çekirdeği alan Mustâfendi, hacı karşılama ve ağırlama merâsimleri bittikten sonra, bahçesinde çukurlar açıp çekirdekleri dikmeye başlamış. Bahçe duvarından onu seyreden komşusu sormuş:
  • Hayrola Hacefendi, ne yapıyorsun?
  • Halepten getirdiğim bir meyveyi dikiyorum!
  • Dikince n’olacak?
  • Bitecek!
  • Sonra?
  • Büyüyecek!
  • Sonra?
  • Çiçek açacak!
  • Sonra?
  • Çağla olacak!
  • Sonra?
  • Olgunlaşacak!
  • Sonra?
  • Kurutulacak!
  • Sonra?
  • Âfiyetle yenecek!
  • Komşunun bu uzun hesaplı işe pek aklı yatmamış! Dönmüş öbür duvar komşusuna:
  • Dikecekmiş! Bitecekmiş! Büyüyecekmiş! Olacakmış! Kuruyacakmış! Yenecekmiş! Mişmiş de mişmiş! Mişmiş de mişmiş! Olmaz bu iş! demiş.
  • Ama fidanlar büyümüş, çiçek açmış, meyveye durmuş ve yeni meyvenin adı mişmiş olmuş! Hacıhaliloğlu da böylelikle Malatya’nın en meşhur kayısı çeşidi olmuş!
  • Ne güzel anlattınız Hocam! Bu hikâyeyi nereden okudunuz?
  • Ben yazmış olamaz mıyım Doktor Hanım?
  • Tabii ki olabilir Hocam!
  • Teşekkürler Nergiz Hanım!
  • Hoş geldin Nevzat Bey! Bermûtad adınızın anlamı ile başlayalım!
  •  Farsça kökenli bir kelime olup yeni doğan anlamına geliyor Hocam!
  • Ne güzel! Nerelisiniz Nevzat Bey?
  • Malatyalı’yım Hocam! Tiryandafil (kırk yapraklı gül) diyarından!
  • Mâşallah, Dârende’den ikinci arkadaşımız! Dârende adı nerden geliyor acabâ?
  • Kuruluş yıllarındaki adı olan Tiranda veya Tohma Kanyonu’na izâfeten Derindere’den geldiği rivâyetleri var Hocam!
  • Çok güzel! Bize Somuncu Baba’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki öneminden bahsedebilir misiniz?
  • Sizden dinlemek isteriz Hocam!
  • Somuncu Baba Hazretleri, meşhur Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretlerini, Hacı Bayram da Akşemşeddin Hazretlerini yetiştirmiştir. Yâni, Somuncu Baba, İstanbul fethinin mânevî dedesidir!
  • Teşekkür ederiz Hocam, sâyenizde öğrenmiş olduk!
  • Ben teşekkür ederim! Sizin sâyenizde geçmişimizi bir kere daha yâd etmiş olduk!
  • Merhaba Dursun Bey, hoş geldiniz!
  • Teşekkür ederim Hocam!
  • Adını niye Dursun koymuşlar acaba?
  • Benden önce doğan iki kardeşim bebekken ölmüşler! Bana “yaşasın ve uzun ömürlü olsun” anlamında Dursun adı verilmiş Hocam!
  • İnşallah ismin ile müsemmâ olursun!
  • İnşallah Hocam!
  • Nerelisin Doktor Bey?
  • Hataylı’yım Hocam!
  • Ne güzel! Hâbib-i Neccar Hazretleri’nin memleketindensiniz?
  • Evet Hocam! Şehir merkezinde onun adına yapılmış bir câmi, dağın yukarı kısımlarında da makâmı var!
  • Âferin! Neccar ne demek acabâ?
  • Bilmiyorum doğrusu Hocam!
  • İnce işler yapan marangoz anlamına geliyor! Peki, hikâyesini biliyor musun?
  • Antakya’ya gönderilen üç havâriye yardım ettiği için öldürülen bu kişinin hikâyesi Yâsin sûresinde anlatılmaktadır Hocam!
  • Âferin Dursun Bey, teşekkür ederim!
  • Hoş geldin İsmâil Bey, son arkadaşımız olarak hoş geldin!
  • İnşallah sona kalan dona kalmaz Hocam!
  • Olur mu öyle şey! İsmâil’in anlamını güzelce söylersen iyi bir başlangıç yapmış oluruz!
  • İbrânîce’den Arapça’ya, oradan da Türkçe’ye geçen ve Allah’ı işiten, duâsı kabûl edilen mânâsına gelen bir isimdir Hocam!
  • Ne güzel!
  • Memleket nereydi İsmâilciğim?
  • Malatya Hocam, Yeşilyurtlu’yum!
  • Çırmıktı’dan mı, İsmetpaşa’dan mı?
  • İlçemizin diğer adlarını saydınız Hocam, teşekkür ederim!
  • Rivâyete göre Akçadağlılar’la aranız pek iyiymiş!
  • Öyledir Hocam! Akçadağlı ile yılanı aynı çuvala koymuşlar, bir dakika sonra yılan: “Çıkarın beni buradan, Akçadağlı beni sokuyor” diye bağırmaya başlamış!
  • Aynı hikâyeyi Akçadağlılar da sizin için anlatıyorlar ama!
  • İşte birbirimizi çok sevdiğimizin en iyi kanıtı Hocam!
  • Teşekkürler Doktor Bey! Buyurun sayın Hocalarım!

Ondokuzuncu Vizit: İnsan Bu, Kuş Misali!

  • Günaydın arkadaşlar, nasılsınız bakalım!
  • İyiyiz demeyi çok isterdik Hocam!
  • Hayrola!
  • Yârınki sınavın stresi şimdiden başladı Hocam!
  • Dünyâ imtihan dünyâsıdır arkadaşlar! Bu kadar büyütmeyin!
  • Evet Mikâilciğim, bugün ne yapıyoruz?
  • Zuhûrâta tâbî olup son odadan başlayalım Hocam!
  • Âferin, işi kapmaya başladın! Hadi bakalım!
  • Hayırlı sabahlar Ahmet Bey, geçmiş olsun!
  • Sağolun Hocam!
  • Nasılsınız bu sabah?
  • İyiyiz diyelim iyi olalım inşallah, ama akıntı devam ediyor Hocam!
  • Mikâil Bey!
  • Ahmet Bey, 68 yaşında emekli öğretmen, diyabetik ayak sebebiyle misâfirimiz. Yara bakımı yapıyoruz, şekerini kontrol etmeye çalışıyoruz, klinik cevap biraz yavaş gidiyor Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Sabır-helva ilişkisini tekrar hatırlamamız gerekiyor arkadaşlar! Nörotrofik ülserlerin tedâvisi oldukça müşküldür, sabıra ve zamâna ihtiyaç var! Debridman yaptık mı Mikâilciğim?
  • Zaman zaman biz, bâzen de plastik cerrâhî tarafından debridman yapılıyor Hocam!
  • Ellerinize sağlık! Ahmet Bey, özellikle şeker konusuna dikkat etmemiz gerekiyor, yavaş da olsa düzeldiğinizi zamanla göreceksiniz!
  • İnşallah Hocam!
  • Evet arkadaşlar, nörotrofik ülsere yol açan başka hangi hastalıkları biliyorsunuz?
  • En başta lepra var Hocam!
  • Âferin Âhu Hanım! Şükür ki artık eradikasyon aşamasında bir hastalık! Başka?
  • Kronik alkolizm, siringomiyeli gibi bâzı nörolojik hastalıklar!
  • Âferin! Lepra’nın diğer adlarını söyleyebilir misiniz Zeynep Hanım?
  • Cüzzam diye biliyorum Hocam!
  • Doğru! Ayrıca Osmanlı Dönemi’nde “Miskin Hastalığı” olarak ta adlandırılmıştır. Avrupa’da lepra hastalarının adalarda açlık ve ölüme terk edildiği dönemlerde atalarımız bu hastalar için “Miskinler Tekkesi” denen bir nevî sanatoryumlar inşâ etmişlerdir. Böylelikle hem hastaların bakım ve tedâvileri sağlanmış, hem de toplum hastalıktan korunmaya çalışılmıştır.
  • “İnsanoğlu kuş misâli” deyiminin hikâyesini biliyor musunuz arkadaşlar!
  • Gâlibâ sizden dinleyeceğiz Hocam!
  • Vakti zamânında, miskinler tekkesinin bir odasında iki miskin yaşarmış. Yıllarca, birisi pencere kenarında, diğeri duvar dibinde oturmuş. Günün birinde, köşede oturan, pencere kenarında oturana:
  • “Birâder, yıllardan beri sen orada ben burada, canımız sıkıldı! Tebdîl-i mekanda ferahlık vardır derler! Gel seninle bir yer değiştirelim!” demiş.
  • “Hay hay birâder! Hadi başlayalım!” demiş öteki miskin.
  •           Harekete geçmişler! Santim santim, milim milim, tam bir sene sonra köşedeki pencere kenarına, pencere kenarındaki de köşeye yerleşmiş. Pencere kenarının yeni sâkini:
  • “İnsan bu, kuş misâli derlerdi de inanmazdım arkadaş! Geçen sene nerdeydiik, bu sene nerdeyiz!” diye hayretini ifâde etmiş. İşte o günden sonra “İnsanoğlu kuş misâli” deyimi, hayret edilecek hızdaki yer değişikliklerini tanımlamak üzere dilimize yerleşmiş!
  • Miskinler tekkesi demişken! Ülkemizde ilk inşa edilen tıp eğitim kurumu ve hastane hangisidir Nâlan Hanım!
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • Anadolu Selçukluları döneminde I. Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından, 1206 yılında, kız kardeşi adına, Kayseri’de yaptırılmıştır!
  • Gevher Nesîbe Sultan Dârüşşifası Hocam!
  • Âferin Zeynep Hanım!
  • Yapılış hikâyesini kim anlatacak?
  • Gâlibâ gene sizden dinleyeceğiz Hocam!
  • Sultan II. Kılıçarslan’ın kızı Gevher Nesîbe Hâtun, gönlünü bir sipâhi beyine kaptırır. Ama ağabeyi bu işe pek sıcak bakmaz ve sipâhi beyini savaşa gönderir. Savaştan yaralı olarak dönen genç kumandan, bir süre sonra vefât eder. Bu işe çok üzülen Sultan, ince hastalığa yakalanır.
  • İnce hastalık nedir Âhu Hanım?
  • Verem diye biliyorum Hocam!
  • Âferin! Kardeşinin hastalığına çok üzülen ağabeyi, pişmanlık içinde son arzusunu sorar. O da: “Ağabeyciğim, bir hastâne yaptır ki, sevdiğimin ve benim durumumda olan hastalar buradan şifâ bulsunlar” der. İşte Anadolu’nun ilk tıp fakültesi ve hastânesi bu vasiyet üzerine yapılmıştır arkadaşlar! Bir vefâ örneği olarak, Kayseri’deki tıp fakültemize bu değerli hanımefendinin adı verilmiştir. Bendeniz de Gevher Nesîbe Tıp Fakültesi mêzunu olmaktan gurur duyuyorum!
  • Benzer şekilde, Cumhuriyet öncesi dönemde yapılan ve “dârüşşifâ, dârüssıhha, dârülâfiye, dârünahha, şifâhâne, tımarhâne, bîmarhâne, bîmâristan ve mâristan gibi adlarla anılan sağlık kuruluşlarını sayarak ecdâda bir vefâ da biz gösterelim Mehmet Bey! Önce Selçuklu eserleri!
  • Hocam bizim saymamız oldukça zor ve yetersiz olacağından sizden ricâ ediyoruz!
  • Peki, iş gene başa düştü! Sivas; İzzeddin Keykâvus Dârüşşifâsı, Konya; Alaaddin Keykûbad Dârüşşifâsı, Amasya; Anber bin Abdullah Dârüşşifâsı, Kastamonu; Ali Pervane Dârüşşifâsı, Tokat; Munieddin Pervâne Dârüşşifâsı, Çankırı; Atabey Ferruh Dârüşşifâsı, Divriği; Tûran Melik Dârüşşifâsı, Aksaray, Akşehir, Erzurum ve Erzincan dârüşşifâları…
  • Osmanlı dönemi: Bursa; Yıldırım Dârüşşifâsı, Edirne; II. Bayezid Dârüşşifâsı, Edirne Cüzzamhânesi, Selânik Dârüşşifâsı, Budapeşte Dârüşşifâsı, Belgrad Dârüşşifâsı, Manisa; Hafsa Sultan Bîmarhânesi, İstanbul; Fatih Dârüşşifâsı, Bayezid Dârüşşifâsı, Süleymâniye Dârüşşifâsı, Haseki (Hürrem Sultan) Dârüşşifâsı, Üsküdar Toptaşı Atik Vâlide Bîmarhânesi, Sultanahmet Dârüşşifâsı, Gurebâ Hastânesi…
  • Son olarak hemşehrimiz Arapgirli Yusuf Kâmil Paşa’nın, eşi adına yaptırdığı hastâneden bahsederek konuyu tamamlayalım Zeynep Hanım!
  • Ben Antepliyim Hocam! Bu soruya Malatyalılar cevap vermeli!
  • Bülent Bey?
  • Bir hanımın adına yaptırıldığına göre hanımların cevap vermesi daha uygundur Hocam!
  • Top çeviriyorsunuz, ama gol yok! İş gene bize düştü! Zeynep Kâmil Hastânesi arkadaşlar, Zeynep Kâmil Hastânesi! Zeynep Hanım’ın bu soruyu bilmesini beklerdim!
  • Afedersiniz Hocam!
  • Yârın sınavda görüşmek üzere iyi günler arkadaşlar!
  • İyi günler Hocam!

 

Onsekizinci Vizit: Kehle-i İkbal

  • Günaydın arkadaşlar, nasılsınız bakalım bu güzel bahar sabâhında?
  • İyiyiz Hocam, teşekkürler!
  • Bugün zuhûrâta tâbî olalım mı Mikâilciğim!
  • Olalım da neye tâbî olacağımızı pek anlamadım Hocam!
  • Olayları tabîi seyrine, akışına bırakmak demek oluyor arkadaşlar! Bugün, üçüncü odadan, pencere kenârındaki hastadan başlayalım!
  • Buyurun Hocam!
  • Günaydın Sâliha Hanım, nasılsınız bakalım?
  • Allah râzı olsun Hocam, iyiyim de 2 gündür ensemde bir kaşıntı var!
  • Mikâilciğim, kısa bir özet lütfen!
  • Sâliha Hanım, 59 yaşında ev hanımı, morbiliform ilaç reaksiyonu sebebiyle yatırmıştık, o açıdan epeyce düzeldi. Saçlı deride de pediküloz tespit ettik, onu tedâvi ediyoruz Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Döküntüye sebep olan ilacı biliyor muyuz?
  • Ampisilin-sulbaktam Hocam!
  • Geçmiş olsun Sâliha Hanım, çok şükür önemli bir sıkıntımız yokmuş! Size bir ilaç allerji yapmış! Doktor bey size dokunan ilaçları bir kağıda yazıp verecek. Bunu cüzdanınıza koyun, bundan sonra doktora gittiğinizde o listeyi doktora gösterin ki, size bir daha o ilaçlar verilmesin! Ensenizdeki kaşıntı da sirkeden ileri geliyormuş,  başınıza bir ilaç uygulanmış, o kaşıntı da inşallah geçecek! Yalnız, evde ensesi kaşınan başka biri varsa, aynı ilacı onun da kullanması lazım!
  • Büyük maymun veyâ büyük taklitçi nedir arkadaşlar?
  • Sifiliz için bu benzetmenin yapıldığını duymuştum Hocam!
  • Âferin Şemsettin Bey! Hastalığın yaygın olduğu zamanlarda, sifilizin her türlü döküntüye yol açabileceğini ifâde eden bir benzetmedir. Zamanla sifiliz azalınca, bu tahta kollajen doku hastalıkları oturdu. Onlar da bu tanımlamayı, günümüzde ilaçlara kaptırmış durumdalar!
  • Biraz açar mısınız Hocam?
  • Toplum olarak, o kadar bilinçsiz ve harc-ı âlem ilaç kullanıyoruz ki! İlaçlar her türlü döküntüye ve deri hastalığına yol açıyor, ayrıca daha önce hiç rastlamadığımız tarzda döküntüler görüyoruz arkadaşlar!
  • Özet olarak; ilaç kullanımına dikkat edelim, hastalıkların sebeplerini araştırırken listeye ilaçları da dâhil edelim diyorum!
  • Evet arkadaşlar! Pedikül yumurtasına niye sirke demişler?
  • Siz bilirsiniz Hocam!
  • Annelerimizin kurduğu sirkelerin üzerinde bir süre sonra küçük sinekler oluşur. Bunlar genetik bilimine en çok hizmet eden ve bilimsel adı “drozofila” olan canlılardır. Pedikül yumurtaları, bu sineklerin yumurtalarına benzetilerek, sirke yumurtası anlamına gelmek üzere “sirke” olarak adlandırılmış arkadaşlar!
  • Pekî, size bir soru daha! Bitlenmek mi iyidir pirelenmek mi Nâlan Hanım?
  • Herhalde pirelenmek daha iyidir Hocam!
  • Tavşana sormuşlar: İnişi mi seversin, yokuşu mu? Sence ne demiş olabilir?
  • İnişi severim demiştir Hocam!
  • Bilemedin! “Allah’ın düzüne ne oldu” demiş!
  • Yani “pirelenmek” cevabı yanlış mı oldu Hocam!
  • Öyle oldu! Doğru cevap, “duruma göre değişir Hocam” olacaktı!
  • Anlayamadık Hocam!
  • Anlatayım! Her iki dünyâ savaşında da, uzun süre yıkanma fırsatı bulamayan askerlerimiz bitlendi arkadaşlar! Ama, yiğitliğe de halel getirmemek gerekiyor! Dediler ki: “Pire itte, bit yiğitte” bulunur! Bu durumda, bitlenmek iyi bir şey oluyor!
  • Pirelenmenin iyi olduğu durum hangisi Hocam?
  • İdris Temel’in başında bit görmüş:
  • Ula Temel, kafanda bit gördüm!
  • Bit değul, piredur!
  • Ula pireler çift çift gezerler, senunki tek gezeyi!
  • Bekaridur!
  • Ula pireler zıp zıp zıplarlar, senunkinde hiç hareket, bereket yok!
  • Topalidur!
  • Ula pireler siyah olur, senunki bembeyaz!
  • İhtiyâridur!
  • Gördüğünüz gibi bu durumda da pirelenmek iyi bir şey oldu!
  • Pekî arkadaşlar! Bitlerin insanlık târihindeki rolleri konusuna ne diyeceksiniz?
  • Mini minnacık canlılar Hocam, târihi rolleri ne olabilir ki!
  • Sebep oldukları tifüs sebebiyle, milyonlarca insanın, özelikle de askerlerin ölümüne ve büyük yıkımlara yol açmalarına ne dersiniz?
  • Allah korusun deriz Hocam!
  • Amin! Napolyon’u Moskova kapılarından ne döndürmüştür?
  • Tifüs döndürmüştür herhalde Hocam!
  • Aynen öyle! Peki, kehle-i ikbal konusunda ne diyorsunuz Mücâhit Bey?
  • Buyur Hocam!!!
  • Muhteşem diziyi seyretmiyor musunuz?
  • Nerdee Hocam! İki gün sonra sınav, ders çalışmaktan değil dizi seyretmek, gözümüzü bile açamıyoruz!
  • Zamânın Diyarbakır Vâlisi Rüstem Paşa, başarılı kariyere sâhip, istikbâli parlak bir vezirdir. Onun ileride sadrazam olacağını tahmîn eden Hürrem Sultan, kızı Mihrimah Sultanı Rüstem Paşa’ya vermeyi kafasına koyar ve Sülüman’ın aklını da bu işe yatırır. Bunu duyan muarızları, Kânûnî’nin kulağına Paşa’nın cüzzamlı olduğunu fısıldarlar. Kafası karışan Kânûnî, hekimbaşını çağırır ve durumu aydınlatmasını ister. Hekimbaşı hemen bir adamını haberci kılığında Diyarbakır’a koşturur. Yemek sırasında Paşa’nın sakalında bir bitin dolaştığını gören haberci, müjdeli haberi hemen hekimbaşına ulaştırır. Hekimbaşı da, bu güzel haberi Pâdişâh’a iletir:
  • Müjde Haşmetlu Pâdişâhım! Paşa’nın sakalında kehle görülmekle cüzzamlı olmadığı anlaşılmıştır. Çünkü bu illeti taşıyanlara kehle yaklaşmaz!
  • Kehle nedir Hocam?
  • Bit evlâdım bit! Böylelikle Rüstem Paşa, önce dâmat ve daha sonra da vezîr-i âzam olur. Zamânın şâiri de “kehle-i ikbal” (iktidar yolunu açan bit) başlıklı şiiri ile târihe notunu şöylece düşer!
  • “Olıcak kişinin bahtı açık, tâlii yâr!
  •   Kehlesi dahî anın, mahallinde işe yarar!”
  • Yânî Hocam!
  • Yânîsi: “Bir kişinin bahtı açık, tâlihi de yâr olursa, onun biti bile îcâbında işe yarar” oluyor arkadaşlar!
  • Bizim bitler kaşıntıdan başka bir işe yaramıyor Hocam!
  • “Derdin olup düşünmektense, bitlenip kaşınmak yeğdir” denmiştir!
  • Ben, “uyuz olup kaşınmak” diye biliyordum Hocam!
  • Haklısın Mikâilciğim, ama aynı kapıya çıkar!
  • Evet arkadaşlar, sözü uzattık, yârın görüşmek üzere iyi günler!
  • Size de Hocam!

 

Onyedinci Vizit: Sakınan Göze Çöp Batar

  • Günaydın arkadaşlar, hayırlı sabahlar!
  • Size de Hocam!
  • Bugün nelerden konuşalım Mikâilciğim?
  • Siz bilirsiniz Hocam!
  • Bir doktor arkadaşımızın babası yatıyordu, önce onu ziyâret edelim!
  • Hay hay Hocam, buyurun!
  • Hayırlı sabahlar Murtazâ Bey! Nasılsınız bakalım?
  • Allah râzı olsun Hocam, rahatım ve keyfim yerinde. Hastânemiz, ekmeksiz evden iyi! Zâten ciddî bir şikâyetim yoktu ama, bizim doktorun ısrârıyla yatırmıştınız.
  • Mikâil Bey, kısa bir özet yapalım lütfen!
  • Tabî Hocam! Murtazâ Bey 75 yaşında, emekli posta memuru. Bacaklarında mor renkli lekeler şikâyetiyle başvurmuştu. Yaptığımız biyopsi sonucu Kaposi sarkomu olduğu anlaşıldı. Sizin de belirttiğiniz gibi Dahiliye’den Dr. Haluk Bey’in babası. Genel bir malinite taraması için yatırmıştık, başka herhangi bir olumsuzluk tespit edemedik.
  • HİV bakıldı mı?
  • Negatif Hocam!
  • Kemik taraması yapıldı mı?
  • Normal Hocam!
  • Yani gereken bütün ihtimâmı gösterdik diyorsun!
  • Tabî Hocam, bütün hastalarımıza aynı özeni gösteririz, hele de hastamız bir doktor arkadaşımızın babasıysa!
  • Çok sakınan göze çok çöp batar denmiştir arkadaşlar!
  • Kim demiş Hocam?
  • Aklı erenler!
  • Niye demişler Hocam?
  • Anlatayım! Bağdat pâdişâhı kuyumcubaşını çağırtmış!
  • Bağdat mı kaldı ki pâdişâhı olsun Hocam?
  • Haklısınız! Hikâyemiz Bağdat’ın Bağdat olduğu zamanlarda geçiyor! Pâdişah:
  • Kuyumcubaşı, Sultan Hanım’ın doğum günü yaklaşıyor! Git, çarşıyı pazarı dolaş, dünyânın en değerli mücevherini bul getir, doğum gününde kendisine hediye edeyim, demiş.
  •           “Bâşüstüne haşmetli pâdişâhım” diyen kuyumcubaşı, Bağdat çarşısını dolaşmış, sormuş, soruşturmuş, elinde portakal büyüklüğündeki bir elmas ile pâdişâhın huzûruna çıkmış.
  • Bu ne kuyumcubaşı?
  • Emrettiğiniz üzere, dünyânın en değerli mücevheri azametli pâdişâhım!
  • Oğlum, Hanım Sultan bunu ne yapacak? Yenilmez, içilmez! Bâri buna bir kulp taktır da, gerdanlık veya kolye niyetine boynuna taksın!
  •           “Bâşüstüne Efendimiz” diyen kuyumcubaşı, Bağdat Çarşısı’nın en usta kuyumcusunun kapısını çalmış!
  • Selamünaleyküm Nûman Ustam!
  • Aleykümselâm kuyumcubaşım! Hayrola, hangi rüzgar attı sizi buralara?
  • Ustam, şu elmasa bir kulp takılacak, sebeb-i ziyâretim budur!
  •           Elması alan ustanın elleri titremeye başlamış!
    – Ben buna delik açamam kuyumcubaşı!
    – Niye ustam?
    – O kadar kıymetli ki, elim titrer, ufacık bir hatâ kırılmasına yol açar, bu da pâdişâhımızın hiç
    hoşuna gitmez herhalde!
    – Pekî ne yapacağız?
    – Şam’da benim ustam Hâlit Usta var, bir de ona gösterseniz!
    Kuyumcubaşı pürtelaş Şam yolunu tutmuş! Araya sora Hâlit Usta’yı bulmuş, merâmını anlatmış. Elması gören Hâlit Usta’nın da elleri titremeye başlamış ve:
  • Ben buna, değil delik açmak, elimi bile süremem! demiş.
  • Ne yapacağız ya?
  • Bu işi yapsa yapsa, Hindistan’daki ustaların ustası Gulam Ahmet Usta yapabilir, bir de ona gösterin!
  •             Kuyumcubaşı süklüm püklüm geri dönmüş, durumu pâdişâha arzetmiş. Pâdişah küplere binmiş!
  • Sana 15 gün müsâde! Bu işi hallettin hallettin, yoksa kelleni alırım! demiş.
  •           Kuyumcubaşı can havliyle Hindistan’ın yolunu tutmuş! Zahmetli bir yolculuktan sonra ustaların ustasını bulmuş, durumu anlatmış!
  • Aman ustam, ocağına düştüm, bu işi yapsan yapsan sen yaparmışsın! Şu elmasa bir delik aç ta başımı kurtarayım! demiş.
  •           Usta, içeride çalışmakta olan çırağına seslenmiş!
  • Abdullah!
  • Buyur ustam!
  • Şunu del de getir!
  • Bâşüstüne ustam!
  •           Elması alan çırak, içeri geçmiş, tık diye delmiş, geri getirmiş!
  • Ustam ne yaptın?
  • Bu elması ben de delemezdim, çünkü kıymetini biliyorum. Çırağım ise devamlı yaptığı bir işi yaptığını düşünerek, sıradan bir iş olarak gördü ve deldi getirdi! demiş.
  • Bu hikâyeden ne anlıyacağız Hocam?
  • Dikkat iyidir, ama aşırısı, titizlik derecesine varanı zararlı olabilir! İşinizi doğru dürüst yapmanıza mânî olabilir. Sık sık tekrarladığım bir kuralı tekrar hatırlayalım: İfrat da zararlıdır, tefrit de!
  • Ne demek Hocam?
  • “Olumlu yönde de, olumsuz yönde de aşırılıktan kaçınmak, mutedil olmak iyidir” demek oluyor arkadaşlar!
  • Biz bunu pratikte de sık görürüz! Doktor hastalarında çoğunlukla beklenmeyen problemler çıkar! Bu hikâye oradan aklıma geldi! Şükür ki Murtazâ Bey’de böyle bir sıkıntı olmamış!
  • Tedâvi olarak ne yapıyoruz Mikâil Bey?
  • Düşük doz radyoterapi planladık Hocam!
  • Çok güzel! O zaman hastamızı daha fazla tutmayalım, ayaktan tedâvisini tâkip edelim!
  • Murtazâ Bey, çok önemli bir hastalık değil ama gene de tedbirli olmakta fayda var. Tedâvimizi yapalım, 3 ay kadar sonra sizi bir daha görelim inşallah!
  • İnşallah Hocam, çok teşekkürler!
  • Geçmiş olsun!
  • Evet arkadaşlar, Kaposi sarkomunun önemi konusunda ne diyeceksiniz?
  • HİV’li hastalarda görülen bir malinitedir Hocam!
  • Âferin Şemsettin Bey! Etken mikroorganizma nedir?
  • Human herpes virüs 8’dir Hocam!
  • Âferin Ayşe Hanım! Herpes ne demek acabâ Bülent Bey?
  • “Grup hâlindeki”, “grup yapmış” gibi anlamları var Hocam!
  • Âferin! Kaç tip herpes virüs biliyoruz Mehmet Bey?
  • 8 tip Hocam!
  • Âferin! Sırayla isimlerini ve sebep oldukları hastalıkları sayalım Zeynep Hanım!
  • HHV1 veya HSV1, labial herpes!
  • HHV2 veya HSV2, genital herpes!
  • HHV3 veya VZV, önce varisella, sonra zona!
  • HHV4 veya EBV, enfeksiyöz mononükleoz!
  • Âferin! EBV’nin etken olduğu başka bir dermatolojik tablo hatırlıyor musunuz Âhu Hanım?
  • HİV’li hastalarda oral kıllı lökoplaziye sebep olur Hocam!
  • Âferin! Herpes virüsleri saymaya devâm edelim!
  • HHV5 veya CMV’nin dermatolojik önemi fazla değildir!
  • HHV6, altıncı hastalığın etkeni!
  • HHV7, pitriyâzis rozea etkeni!
  • HHV8, Kaposi sarkomu etkeni!
  • Âferin! Son olarak sıra numarası ile adlandırılan 6 hastalığı da sayalım Nâdire Hanım!
  • Birinci hastalık, kızamık!
  • İkinci hastalık, kızıl!
  • Üçüncü hastalık, kızamıkçık!
  • Dördüncü hastalığı hatırlayamadım Hocam!
  • Ben söyleyim! Duke hastalığı! Dûk diye okunur!
  • Hiç duymadık Hocam!
  • Zâten varlığı tartışmalı bir hastalık, bu sıralama yapılırken tanımlanmış, muhtemelen viral bir ekzantemdi. Şu anda böyle bir hastalık yok! Devâm edelim!
  • Beşinci hastalık, eritema enfeksiyôzum!
  • Altıncı hastalık, rozeola infantum!
  • Teşekkürler arkadaşlar, iyi günler!
  • İyi günler Hocam!

 

Onaltıncı Vizit: Sifilus

  • Günaydın arkadaşlar! Nasıl geçti hafta sonunuz?
  • İyi geçti Hocam, tavsiyeleriniz doğrultusunda mutlu olmaya çalıştık!
  • Âferin! Son haftaya girdik hayırlısıyla! Bugün ne konuşacağımıza siz karar verin arkadaşlar!
  • Sifilizden hiç konuşmadık Hocam!
  • Konuşalım! Ama önce Zeynep Hanım’dan isminin anlamını bir öğrenelim!
  • Babasının kıymetlisi, mücevheri demekmiş Hocam!
  • Aynen öyle! Benim ilk torunumun adı da Zeynep. Dolayısıyla babasının olduğu gibi dedesinin de süsü anlamına geliyor! Evet babasının kıymetlisi, bir de akl-ı selim vardı!
  • Bozulmamış, temiz, iyiyi kötüden ayırma kâbiliyeti yüksek akıl anlamına geliyormuş Hocam!
  • Âferin, Allah hepimize böyle bir akıl nasîb etsin!
  • Amin!
  • Gelelim sifilize! Sifiliz’i Avrupa’ya kim hediye etmiş Bülent Bey?
  • Kim ettiyse hiç iyi etmemiş Hocam!
  • Öyle! Ama, sorumun cevâbını alamadım!
  • Kristof Kolomb Hocam!
  • Âferin İsmâil Bey! Peki, hastalığa sifiliz ismi nasıl verilmiş?
  • Sizden dinleyeceğiz gâlibâ Hocam!
  • 1530’larda İtalyan şâir Fracastôro, “Sifilus, Sive Morbus Gallicus” adlı şiirinde, bu hastalığı taşıyan Sifilus adlı bir Fransız çobanı anlatıyor. Bu çobanın adı, hastalığın da adı olarak yerleşiyor.
  • Sifilizin dilimizdeki karşılığı nedir Âhu Hanım?
  • Firengidir Hocam!
  • Âferin! Firengi ne demek acabâ Şemsettin Bey?
  • Firenkler’den gelen, Fransızlar’dan bulaşan anlamına geliyor gâlibâ Hocam!
  • Âferin! Peki, sifiliz bize gerçekten Fransızlar’dan mı bulaştı Nâlan Hanım?
  • Adı öyle düşündürüyor Hocam?
  • Devamlı olarak tekrarladığım bir konuda ne kadar haklı olduğumu görüyorsunuz arkadaşlar! Doktor kısmısı, târihe, edebiyata ve halk bilimine biraz aşinâ olursa işi çok kolaylaşır. Mehtap Hanım’a soralım!
  • Florence Nigthingale kimdir Hemşirânım?
  • Hemşireliğin kurucusu olarak bilinen İngiliz râhibe ve hemşiredir Hocam!
  • Âferin! Osmanlı târihinde ki yeri hakkında bilginiz var mı?
  • Yok Hocam!
  • 1850’lerde İngiltere, Kırım Harbi’nde, “düşmanımın düşmanı dostumdur” kâidesince, Ruslara karşı Osmanlı Devleti ile müttefik olarak savaşırken, Florans Naytingeyl de, hemşire olarak eğitilmiş hayat kadınları ile birlikte İngiliz Ordusu’nda bulunuyordu. Sifiliz, bu hayat kadınları tarafından askerlerimize bulaştırıldı, sonra da bütün memlekete yayıldı.
  • İngilizler’den bulaştığı halde niye firengi denmiş öyleyse Hocam?
  • Osmanlı, bütün Batı’yı Firengistan, bütün Batılılar’ı da Firenk olarak adlandırır arkadaşlar! Dolayısı ile Batı’dan geldiği için firengi olarak adı konmuş!
  • Sifiliz’in bir adı daha var Dursun Bey!
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • “Ulkus durum” arkadaşlar, yani “sert şankır”! Bir de yumuşağı vardı Nâdire Hanım!
  • Ulkus molle Hocam!
  • Âferin! İki kelime daha karşımıza çıktı, ulkus ve şankır, ne dersiniz Nergiz Hanım?
  • Patolojik sebeplerle oluşan, dermisin tamâmını içine alan ve skar bırakarak iyileşen doku kaybına ulkus veya ülser, papiller dermisi etkileyen ve skar bırakmayan doku kaybına ise şankır denir Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım, dört başı mâmur bir târif oldu!
  • Teşekkürler Hocam!
  • Mikâilciğim, bugün hangi hastamızdan başlıyoruz ziyarete?
  • Seher Hanım’dan başlayabiliriz Hocam!
  • Günaydın Seher Hanım, hayırlı sabahlar! Nasıl geçti hafta sonumuz?
  • Ağzım pek iyi değil Hocam, doğru dürüst bir şey yiyemiyorum!
  • Geçmiş olsun, inşallah biraz sabırla daha iyi olacaksınız! Mikâil Bey, hastamızın durumunu özetleyiverelim bizahmet!
  • Hemen Hocam! Seher Hanım, 32 yaşında, hemşire, Behçet tanısıyla tâkip ve tedâvi ediyoruz, gerek oral gerek genital, geniş ülserleri var! Göz tutulumu yok!
  • Kardiyovasküler veya nörolojik tutulum var mı?
  • Yok Hocam!
  • Güzel! Ne yapıyoruz Doktor Bey?
  • Orta doz sistemik steroid ve kolşisin alıyor, yara bakımı yapılıyor Hocam!
  • Teşekkürler Mikâilciğim! Evet arkadaşlar, Behçet Hastalığı’ndan kısaca bahsetmiştik ama, şimdi biraz daha genişçe konuşalım! Mücâhit bey, uluslararası tanı kriterlerini sayabilir miyiz?
  • Oral aftlar, genital ülserler, göz tutulumu, deri bulguları ve paterji pozitifliği Hocam!
  • Âferin! Hepsinin bir arada olması şart mıdır Nevzat Bey?
  • Aftlar artı iki bulgu yetiyor Hocam!
  • Âferin! Kaç çeşit aft biliyoruz Ayşe Hanım?
  • Minör, majör ve herpetiform aftlar var Hocam!
  • Âferin! Paterji testini nasıl yapıyoruz Şemsettin Bey?
  • Sol ön kolun iç yüzünde üç noktaya, ikişer santim aralarla, kalınca bir iğne batırıyoruz, işâretliyoruz, iki saat kadar su dokundurulmamasını söylüyoruz Hocam!
  • Âferin! Ne zaman ve nasıl değerlendiriyoruz Zeynep Hanım?
  • 24 saat sonra, iğne batırılan yerlerde eritemli bir papül ve tepesinde küçük bir püstül oluşmasını bekliyoruz Hocam?
  • Sadece papül olursa?
  • Şüpheli reaksiyon diyoruz, 24 saat sonra bir kere daha bakıyoruz Hocam!
  • Aferin! Bu test ile neyi değerlendiriyoruz Mehmet Bey?
  • Nötrofil aktivasyonunu Hocam!
  • Âferin! Evet arkadaşlar, Behçet’i kısaca özetlemiş olduk. Tıp târihimizde önemli yeri olan iki tâne Behçet daha olduğunu biliyor musunuz?
  • Birisinden Tıp Bayramı’nı konuşurken bahsetmiştik gâlibâ, ama adını tam olarak hatırlayamadım Hocam!
  • Âferin Zeynep Hanım! Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi demek istediniz! Peki diğer Behçet?
  • Bilemedik Hocam!
  • Yakın târih bilgisi bu işlere yarar arkadaşlar! Dr. Behçet Uz, birkaç defâ İzmir Belediye Başkanlığı da yapmış, ilk sağlık bakanlarımızdandır. İzmir fuarının bânîsi olup çocuk hastalıkları uzmanıdır.
  • İzmir’de bu isimde bir hastâne olduğunu duymuştum Hocam!
  • Âferin Nâdire Hanım! Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastânesi, ülkemizin önemli eğitim hastânelerinden birisidir.
  • Bânî ne demek Hocam?
  • Binâ eden, kuran, oluşturan anlamlarına gelir. “Bugün bu kadar yeter, yarına daha beter” diyelim. Hoşça kalın arkadaşlar!
  • İyi günler Hocam!

Onbeşinci Vizit: Acer Testi

  • Günaydın arkadaşlar! Nasılsınız dünden bugüne?
  • Teşekkürler Hocam, gâyet iyiyiz!
  • Âferin! Sizi hep böyle görmek isterim! Güzel düşünen güzel görür, güzel gören güzel yaşar, güzel yaşayan mutlu olur, mutlu olan etrâfını da mutlu eder!
  • Kim söylediyse güzel söylemiş Hocam!
  • Akl-ı selim insanlar söylemiş ve böyle yaşamaya gayret etmişler!
  • Bu durumda siz de akl-ı selim kişilerden mi oluyorsunuz Hocam?
  • Nereden çıkardınız?
  • Sizi hep mutlu ve güler yüzlü görüyoruz da Hocam!
  • Biz nerdeee akl-ı selim olmak nerde? Amma, ben ismi ile müsemmâ olmaya çalışan bir yapıya sâhibim!
  • Anlayamadık Hocam!
  • Adımı sorun bakayım!
  • Bildiğimiz bir şeyi niye soralım Mustafa Hocam?
  • Mustafa ne demek?
  • Siz söyleyince öğrenmiş olacağız Hocam!
  • Mustafa, Arapça “saf” kelimesinden geliyor arkadaşlar! Temiz, katışıksız, sâde, süzme, içi dışı bir, kötülüğe aklı ermez gibi anlamları var! Lisedeki edebiyat öğretmenimiz Zafer Soylu (yaşıyorsa hayırlı ömürler dilerim, vefât ettiyse Allah rahmet eylesin), “Mustafa, süzme bal gibi demektir” derdi. Dolayısıyla, adımın anlamına uygun bir hayat sürmem, yani ismim ile müsemmâ olmaya çalışmam, bana bu güzel ismi veren rahmetli babama karşı bir vefâ borcudur arkadaşlar!
  • Allah rahmet eylesin!
  • Âmin, giden bütün babalarımıza! Peki, soyadımı sorun bakalım!
  • Şenol’un ne demek olduğunu herhalde biliriz Hocam!
  • Adamın biri yeni bir araba almış! Direksiyona geçince başlıyormuş gülmeye! İnince normal! Arabaya binince tekrar başlıyor gülmeye! Sebeb-i hikmetini sormuşlar! Ne demiş?
  • Ne demiş Hocam?
  • Arabayı aldığım kişi, “arabanı güle güle kullan” demişti, ben de kullanma tarifesine uyarak arabamdan optimal performansı almayı bekliyorum, demiş.
  • Yâni Hocam!
  • Yânisi, ben de hayâtımı mümkün mertebe “şen” olarak sürdürmeyi ve hayattan en yüksek verimi almayı umuyorum arkadaşlar!
  • Polyannacılık değil mi bu Hocam?
  • Sağlıklı bir insan dakikada kaç nefes alıyor Zeynep Hanım?
  • 20 civârında Hocam!
  • Öyle! Demek ki 20 civârında da nefes veriyor! Sağlıklı bir nefes almanın ve aldığı nefesi aynı rahatlıkla geri vermenin karşılığında ne ödüyoruz arkadaşlar?
  • Hiçbir şey!
  • Peki bizden bu sağlıklı nefeslere karşılık ne isteniyor?
  • Ne isteniyor Hocam?
  • Sadece bir teşekkür isteniyor, şükür isteniyor, mutluluğun yüzümüze yansıması isteniyor! Bu durumda bizim sâdece sağlıklı nefes karşılığında, dakikada 40 defâ, saatte 2400 defâ, günde 57.600 defâ mutlu olmamız, yâni mutluluktan uçmamız gerekiyor! Sâhip olduğumuz amma farkında olmadığımız diğer güzellikleri de bir düşünün arkadaşlar! Bu Polyannacılık ise, evet ben iyi bir Polyannacıyım!
  • Evet Mikâilciğim, nereden başlıyoruz?
  • Bayram Bey’den başlayabiliriz Hocam!
  • Günaydın Bayram Bey, hayırlı sabahlar, nasılsınız bakalım bu sabah?
  • İyiyim Hocam, teşekkür ederim!
  • Yaralarımız biraz kapandı mı?
  • Oldukça Hocam!
  • Mikâil Bey, Atilla Özcan Hocamızı saygı ile analım ve onun usûlü üzere, yarım saati geçmeyecek şekilde kısa bir özet alalım!
  • Hay hay Hocam! Bayram Bey, 37 yaşında berber, kondiloma aküminâta sebebiyle yatıyor. Kriyoterapi ve interferon tedâvileri yapıyoruz, lezyonlar oldukça azaldı!
  • Teşekkürler Mikâil Bey, ellerinize sağlık!
  • Evet Nevzat Bey! Kaç çeşit verrü biliyoruz?
  • Aklıma gelenler: Verrüka vulgâris, verrüka plantâris, verrüka filiformis Hocam!
  • Devâm edelim İsmâil Bey!
  • Verrüka plâna, verrüka anogenitâlis Hocam!
  • Âferin! Avanos’u bilir misiniz arkadaşlar?
  • Çanağı çömleği ile meşhur bir ilçenizdir Hocam!
  • Âferin! Ne demiş Everek’li Seyrânî?
  • Hiç duymadık Hocam!
  • “Kör de bilir Avanos’un yolunu
  • Testi bardak kırığından bellidir” demiş!
  • Güzel söylemiş Hocam da verrüden buraya niye geldik?
  • Avanoslular, “acer testinin suyu soğuk olur” derler!
  • Acer ne demek oluyor Hocam?
  • Tâze demek oluyor arkadaşlar!
  • Hâlâ mevzûya adapte olamadık Hocam!
  • Şimdi olacaksınız! Tâze testi gözenekli olur, içine konan suyu dışarı sızdırır, sızan sıvı buharlaşır, buharlaşan zemin serinler. Dolayısı ile tâze testi, içine konan suyu bir süre sonra  birkaç derece soğutur, yâni bir nevi buzdolabı görevi görür. Aradan biraz zaman geçince, gözenekler kapanır, testi artık suyu soğutmaz olur.
  • Demek ki devamlı soğuk su içmek isteyen, beş altı ayda bir testiyi değiştirmeli Hocam!
  • Âferin! Bu anlattığım, sözün hakîki anlamı! Bir de mecâzî anlamı var arkadaşlar!
  • Onu da dinleyelim Hocam!
  • Bir işe yeni başlayan kişi heyecanlı olur, hevesli olur, idealist olur! Yapayım, çatayım, en iyisi ben olmalıyım havasındadır! Aradan bir süre geçince, etraftakilere bakar ki “tencere tava, herkes bir hava”. Sonunda, “âlemin enâyisi ben miyim” der, o da ortama uyar, “salla başını al maaşını” moduna geçer!
  • Ben de acer bir testi olarak, 1993’ün Mart ayında yardımcı doçent olarak göreve başladım. Hevesliyim, idealistim, en iyisini yapmak niyetindeyim! Derslere girmeden birkaç kitap karıştırıyorum, slaytlar hazırlıyorum, notlar alıyorum!
  • Gene böyle bir bahar günü, eski hastânedeyiz! Heyecanla derse girdim! Konu: Verrüler! Güzelce anlattım: sebebi, patolojisi, kliniği, tedâvisi… Sonunda, bu tedâvilerin yanında, halk arasında “ocak” denen yerlerde değişik yöntemlerin de uygulandığını, bâzen etkili olduklarını, bu tür tedâvileri Batı tıbbının da kabûl ettiğini, textbook’larda “suggestion” başlığı ile konunun işlendiğini anlattım!
  • Ne güzel yapmışsınız Hocam, ama bize bu tür tedâvi yöntemlerinden hiç bahsetmediniz!
  • “Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer” denmiştir!
  • Hangi süt ağzınızı yaktı Hocam?
  • Verrü dersini anlattığımın ertesi günü, Malatya mahallî gazetelerinden birinin manşeti yaktı arkadaşlar!
  • Hayrola Hocam, ne gazetesi ne manşeti?
  • “Araştırma Hastânesine Yeni Gelen Cildiye Hocası, Siğilleri Üfürükçülere Gönderiyormuş” manşeti!
  • Ayıp etmişler Hocam!
  • Öyle oldu! Siz siz olun, aklınızın almadığı bir şeyi çalakalem reddetmeyin, halk hekimliği uygulamalarının da bâzen işe yarayabileceğini unutmayın!
  • İyi hafta sonları arkadaşlar! Güzelce dinlenmeyi ihmâl etmeyin!
  • Etmeyiz Hocam!
  • Ha! Zeynep Hanım, Pazartesi adınızın anlamını soracağım! Bir de akl-ı selîm’i!
  • Tamam Hocam! İyi günler!
  • İyi günler!
  • 13 Mart 2014

 

Ondördüncü Vizit: Atenue

  • Günaydın arkadaşlar, hayırlı sabahlar! Nasıl gidiyor işler?
  • Teşekkürler Hocam! İyi gitmesini temennî ediyoruz!
  • Aferin! Niyet hayır, âkıbet hayır denmiştir!
  • Kim demiş Hocam?
  • Kars’lı var mıydı aramızda?
  • Yok Hocam!
  • Öyleyse ben söyleyeyim! Ebu’l Hasan Harakânî Hazretleri demiş! Evet Mikâilciğim, bugün ziyârete kimden başlayalım?
  • Hüseyin Bey’den başlayabiliriz Hocam!
  • Günaydın Hüseyin Bey, hayırlı sabahlar! Nasılsınız bakalım?
  • Teşekkürler Hocam, gâyet iyiyim!
  • Akıntılar nasıl?
  • Tamâmen kesildi Hocam, ellerinize sağlık!
  • Arkadaşlarımızın ellerine sağlık! Mikâil Bey, kısa özet ricâ ediyoruz!
  • Hemen Hocam! Hüseyin Bey, 47 yaşında çiftçi, skrofuloderma tanısı ile dörtlü antitüberkülo tedâvi alıyor. Çok iyi cevap verdi Hocam!
  • Teşekkürler Mikâil Bey! Ayşe Hanım, skrofuloderma nedir?
  • Tüberküloz basilinin yol açtığı kronik seyirli bir lenfadenittir Hocam!
  • Âferin! Peki hastalığın adını oluşturan “tüberkül” nedir acabâ?
  • Anatomiden “çıkıntı” olarak hatırlıyorum Hocam!
  • Doğru! Fakat biz onu kastetmiyoruz! Başka yorumu olan?
  • Yok! Öyleyse ben açıklayayım. Merkezi nekrotik olan papüle “tüberkül” diyoruz arkadaşlar. Hastalık, gerek akciğerde gerek diğer organlarda, nekrotik küçük kabarcıklara sebep olduğu için “tüberküloz” adını almıştır.
  • Evet arkadaşlar, içinizde köstebeği bilen var mı?
  • Olmaz mı Hocam, köylü çocuğuyuz!
  • Peki Mehmet Bey, Hüseyin Bey’in hastalığına halk arasında ne dendiğini söyleyebilir misin?
  • “Kössü” dendiğini duymuştum Hocam!
  • Âferin! Başka bir isimle daha bilinir, kim söyleyecek?
  • “Sıraca” da denir Hocam!
  • Âferin Şemsettin Bey! Niye kössü veya sıraca dendiğine dâir bir fikrin var mı?
  • Hastalık bir lenfadenit olup, bir zincirdeki lenf bezleri sırayla şiştiği ve direne oldukları için, köstebeğin taze toprakta oluşturduğu tepeciklere benzetilmesi sebebiyle olsa gerek Hocam!
  • Âferin, doğru düşünüyorsun! Ayrıca bizim oralarda pek sevilmeyen kişiler için, hakâret kâbilinden “sıracalı” sıfatı kullanılır!
  • Dursun Bey, Mikâil Âbiniz “dörtlü antitüberkülo” tedâvi dedi, ne kastetti acabâ?
  • İNH, rifampisin, etambutol ve adını hatırlayamadığım dördüncü bir ilaç Hocam!
  • Âferin! Arkadaşınızın eksiğini tamamlayalım arkadaşlar!
  • Pirazinamid Hocam!
  • Âferin Zeynep Hanım! Deri tüberkülozunun başka tiplerini sayalım!
  • Lupus vulgâris, verrüköz tüberküloz, tüberküloz apsesi, miliyer tüberküloz, orifisyal tüberküloz…
  • Âferin arkadaşlar! En sık görülen tip hangisidir Nâdire Hanım?
  • Lupus vulgâris Hocam!
  • Let’s see your English! What does “lupus” mean?
  • We don’t know Dear Sir!
  • Lupus means “wolf” dear friends!
  • Kurt mu Hocam?
  • Evet bildiğimiz kurt, bâzı yerlerde canavar da denir!
  • Bu durumda lupus vulgâris, “âdî kurt” mu oluyor Hocam?
  • “Kurt tarafından parçalanmış yüz görüntüsü” anlamına geliyor arkadaşlar! Tedâvisiz dönemlerde insanların yüzünde ciddî deformasyonlar yaptığı için bu benzetme yapılmış. Ne demişler?
  • Ne demişler Hocam?
  • “Sifiliz kemiği, tüberküloz kıkırdağı kemirir” demişler!
  • Kimler demiş Hocam!
  • Bu işin ustaları! Evet Ayşe Hanım, içinde lupus geçen başka hastalıklarımızı sayalım!
  • Sistemik lupus, diskoid lupus, lupus panniküliti, lupoid layşmanyâzis…
  • Âferin Doktor Hanım! Bu hastalıklarda da, vakt i zamânında benzer şekilde deformasyonlar oluyormuş ki bu isimlendirmeler yapılmış arkadaşlar! Aşılar ve antibiyotikler sâyesinde artık tüberküloza bağlı bu defektleri pek görmüyoruz.
  • Biraz da tüberküloz aşısından bahsederek bugünkü vizitimizi bitirelim arkadaşlar! Bu aşı nereye yapılır Mücâhit Bey?
  • Sol deltoid bölgeye?
  • Niye oraya yapılır?
  • Bu kişi aşılı mı aşısız mı diye merâk edenler, nerede arayacaklarını bilsinler diye Hocam!
  • Âferin! WHO da böyle düşünmüş zâten!
  • WHO da kim Hocam?
  • DSÖ evladım DSÖ! BCG’nin açılımını yapar mısın Bülent Bey?
  • Basillus! Evet?
  • Gerisini getiremedim Hocam!
  • Nâlan Hanım getirsin!
  • Calmette Guerin Hocam!
  • Âferin! BCG tam olarak nedir Dursun Bey?
  • Basillus Calmette Guerin olduğu zâten söylendi Hocam! Herhalde farklı bir şey kastettiniz!
  • Evet! Bildiğiniz gibi aşılar çeşit çeşittir: Toksoid, atenue, canlı… BCG bunlardan hangisidir diye sormuştum!
  • Bilemedik Hocam!
  • “Atenue mikobakteriyum bovis”tir arkadaşlar!
  • Buyur Hocam!!
  • Buyurayım! Of’lu Hoca’yı duydunuz mu?
  • İlk defâ duyuyoruz Hocam!
  • İsmâil Türüt de mi dinlemezsiniz?
  • Dinleriz Hocam!
  • İyi dinlemiyorsunuz demek ki! Şimdi iyi dinleyin! Of’lu Hoca, acemiliğinde bir köye imam durmuş. Abdesti, namazı, orucu az buçuk biliyormuş ama cenâze yıkamayı bilmiyormuş! Habire duâ ediyor, “Yarabbim, ne olur cenâze zuhûr etmeye” diye yalvarıyormuş! Ama, olmayacak duâ! Dede Korkut ne demiş?
  • Ne demiş Hocam?
  • Gidimli gelimli dünyâ, ölümlü kalımlı dünyâ! Gün olmuş bir cenâze zuhûr etmiş! Yıkanmak üzere câmiye getirmişler. Hocafendi, “Alın gasilhâneye” demiş, almışlar! “Koyun teneşire” demiş, koymuşlar! “Çıkın dışarıya” demiş, “Hocam, eski hocalar cenâze yıkarken biz yardım ederdik” demişler! “Olmaz! Cenâzenin yanında hocadan başkasının bulunması mekruhtur” deyip cemaati dışarı çıkarmış.  Cenâzeyi alel usul yıkayıp kefenlemiş, götürüp gömmüşler! Bir böyle, iki böyle, üç böyle! Milleti almış bir merak! Acabâ bu hoca içeride cenâzelerimize ne yapıyor? Bunu öğrenmek için, köyün gençlerinden biri mahsustan ölmüş! “Hocafendi cenâzemiz var”! “Alın içeriye, koyun teneşire, çıkın dışarıya”!
  • Of’lu Hoca, almış eline suyu, lifi, sabunu, başlamış yavaş yavaş cenâzeyi yıkamaya! Cenâze de biraz sonra başlamış yavaş yavaş canlanmaya! Hoca bakmış cenâze diriliyor, basmış boğazına! Bildiğince yıkamış, kefenlemiş, dışarıya seslenmiş:
  • Bana bakın! Bir daha cenâzeyi iyice ölmeden, böyle “ala canlı” getirmeyin! İçeride öldürünceye kadar ne çektim!
  • Ala canlı ne demek Hocam?
  • Atenue evlâdım atenue!
  • Yârın görüşmek üzere iyi günler arkadaşlar!
  • Size de Hocam!

 

Onüçüncü Vizit: Mazmaza i İstinşak

  • Günaydın arkadaşlar! Bu sabah nasılsınız bakalım?
  • Teşekkürler Hocam, sâyenizde gâyet iyiyiz!
  • Sâye ne demek Nergiz Hanım?
  • Sâyenizde öğreneceğiz Hocam!
  • Gölge demek çocuklar, gölge! Evet Mikâilciğim, ekzemalı başka hastamız var mı?
  • Beşinci odada kıdemli hastalarımızdan Celal Bey var Hocam, prurigo nodülârisli!
  • Hadi ordan başlayalım!
  • Buyurun Hocam!
  • Günaydın Celal Bey, nasılsınız bakalım?
  • Kaşıntıdan uyuyamıyorum Hocam!
  • Haklısınız! Atopik dermatit grubunun en inatçı ve en kaşıntılı hastalığı budur arkadaşlar! Ne yapıyoruz Mikâilciğim?
  • Orta doz steroid, sedatif antistaminik, antidepresan, potent steroidli pomadla oklüzyon uyguluyoruz Hocam! Çok yavaş cevap veriyor!
  • Psikiyatri ne diyor?
  • AMATEM tedâvisi öneriyorlar Hocam!
  • Ona da Celal Bey taraftar görünmüyor! Biz tedâvimize UVB ve intralezyon steroid de ekleyelim Mikâil Bey!
  • Bâşüstüne Hocam!
  • Evet Şemsettin Bey, “prurigo” deyince ne anlıyoruz?
  • “Pruritus”un şiddetlisi oluyor gâlibâ Hocam!
  • Aynen öyle! Hangi kaşıntıya şiddetli diyoruz Ayşe Hanım?
  • Gece uyandıran kaşıntıdır Hocam!
  • Âferin! Başka?
  • Deride iz bırakan kaşıntıdır Hocam!
  • Âferin Mücâhit Bey! Başka?
  • Tırnakları cilâlı gibi gösteren kaşıntıdır Hocam!
  • Âferin Nâdire Hanım! Şiddetli kaşıntı ile seyreden hastalıklarımıza birkaç örnek verelim Nevzat Bey!
  • Atopik dermatit, ürtiker, liken plânus, skabies, dermatitis herpetiformis…
  • Âferin Doktor Bey! Atopik dermatit tanısında en çok kullanılan kriter sistemi hangisidir Âhu Hanım?
  • Hanifin-Rajka kriterleridir Hocam!
  • Âferin! Nelerdir bu kriterler?
  • Major ve minör kriterler var Hocam!
  • Major kriterleri bize İsmâil arkadaşımız saysın!
  • Dört tâne major kriter var Hocam!
  • Âferin! Bir?
  • Kaşıntı Hocam!
  • İki?
  • Tipik morfoloji ve yerleşim göstermesi Hocam!
  • Üç?
  • Bebeklikten başlayan, kronik ve tekrarlayan bir dermatit olması Hocam!
  • Dört?
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • Sen hatırlayamadın ama bana rahmetli Nâim Hoca’yı hatırlattın!
  • Nâim Hoca kim Hocam?
  • Merhum, Erzurum’un mâruf sîmâlarından idi. Aslı berbermiş, sonra imam olmuş, emekli olunca da sarraflık yaparak hayâtını kazanmış. Sarraflık yaparken de fahrî imamlık ve vâizlik yapmaya devâm etmiş. Bir Cuma günü vaaz etmek üzere kürsüye çıkmış:
  • Ey cemaat-i möhterem! Bögün size guslün farzlarını anlatacağım!
  • Buyur Hocafendi!
  • Mâlum-u âlîleriniz, guslün farzı üçtür! Mazmaza i istinşâk, bir! Cemî bedeni yuyup pâk itmek, iki!
  • Üçüncüyü duyamadık Hocafendi!
  • Bir daha sayalım! Mazmaza i istinşâk, bir! Cemî bedeni yuyup pâk itmek, iki! Üçüncü neydi yav?
  • Biz ne bilelim Hocafendi?
  • Bilirsiniz, bilirsiniz, beni böyle ufak işlerle uğraştırmayın! deyip kürsüden inmiş.
  • Bunu bize niye anlattınız şimdi Hocam?
  • Önce Nâim Hoca’nın eksiğini düzeltelim! Aslında rahmetli üç şartı sayıyor, lâkin bir ve ikinci maddeleri birleştirip tek madde olarak saydığından, üçüncü maddeye sayacak bir şey kalmıyor! Mazmaza, bir! İstinşak, iki! Cemî bedeni yuyup pâk itmek, üç! şeklinde sayacağına, mazmaza i istinşak deyince üçüncü maddeye söz kalmamış oluyor.
  • Arkadaşınız iki maddeyi birleştirip tek maddede sayınca Nâim Hoca’nın hikâyesini hatırlatmış oldu!
  • Mazmaza, istinşak, cemî bedeni yuyup pâk itmek ne demek Hocam?
  • İlmihal bilgisi farz-ı ayındır arkadaşlar!
  • Buyur Hocam!!
  • Sosyal dersimiz bittiğine göre biraz da tıptan konuşalım arkadaşlar! Mikâil Âbiniz, “oklüzyon” yapıyoruz dedi, ne demek istedi acabâ Dursun Bey?
  • İngilizce’de “kapatma”, “tıkama” gibi anlamları var Hocam!
  • Doğru! Neyi, niye kapatıyoruz acabâ Zeynep Hanım?
  • Topikal ilaçların etkisini artırmak için, ilacı sürdükten sonra, streç gibi hava geçirmeyen bir örtü ile örtüp gece boyunca kapalı tutuyoruz Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım! Etkiyi artırmak için, ilacın üstüne nemli bir gazlı bez konup ondan sonra naylonla sarılması daha uygundur. Buradaki mekanizma nedir Mücâhit Bey?
  • İnsensibıl buharlaşmanın deriye hapsedilmesiyle yumuşayan korneumdan ilacın daha fazla ve daha derinlere emilmesidir Hocam!
  • Âferin! Bir de “intralezyon” dedik, acabâ ne demek istedik Bülent Bey?
  • Lezyonun içine demek oluyor Hocam!
  • Doğru! Nasıl yapıyoruz Nergiz Hanım?
  • Fibrotik ve kistik lezyonların içine, uygun dilüsyonda sulandırılmış ilacı, ince bir iğne ile enjekte ediyoruz hocam!
  • Bu yolla en sık kullandığımız ilaçlar hangileridir Mehmet Bey?
  • Kortikosteroidler ve antibiyotikler Hocam!
  • Âferin! Etki mekanizmasını da Âhu Hanım söylesin!
  • Turnayı gözünden vurmaktır Hocam!
  • Âferin Doktor Hanım! Turnayı tam gözünden vurdun!
  • Sâyenizde Hocam, kimin öğrencisiyiz?
  • Övünmek gibi olmasın, bendenizin! Peki, pireyi gözünden vurmak nedir Şemsettin Bey?
  • Hiç duymadık Hocam!
  • Tabii duymazsınız! Siz bit-pire devrini görmediniz! Eskiden ortalık bitten pireden geçilmezdi. Çerçiler, pek çok şeyle birlikte bit-pire tozu da satarlardı. Bizim oraların meşhur çerçilerinden Kara Bâki, köylüye pire tozunu satmış, öbür gelişinde millette şikâyetin bini bir para! “Yav arkadaş, ilacın pirelere hiç fayda etmedi” diyen diyene! Bâki sormuş:
  • İlacı nasıl kullandınız?
  • Nasıl kullanacağız! Yatağa yorgana, öteye beriye serptik!
  • Öyle olur mu?
  • Nasıl olacaktı ya?
  • Pireyi yakalayacaksınız, parmaklarınızla göz kapaklarını açacaksınız, tam göz bebeğine bir çimdik toz atacaksınız! Ölmezse o zaman bana söyleyin, ilacı değiştireyim!
  • Târifeni sende bir deneyelim mi Bâki?
  • Ben pire miyim oğlum?
  • Bu metod %100 garantili Hocam!
  • Aynen bizim intralezyon gibi! İyi günler arkadaşlar, yârın görüşmek üzere!
  • İyi günler Hocam!

 

Onikinci Vizit: Soba niye taşın üstünde?

  • İyi günler arkadaşlar! Dünden bu tarafa nasılsınız bakalım?
  • Teşekkürler Hocam! İç güveyliğinden halliceyiz!
  • Hayrola gene ne oldu?
  • Bütün konular birbirine karıştı Hocam!
  • Denizler durulmaz dalgalanmadan denmiştir! Neleri çok karıştırıyorsunuz bakalım?
  • Ekzemalar çok karışık meselâ Hocam!
  • Çözeriz arkadaşlar! Ama önce son odamıza gidelim, nümüler dermatitli bir hastamız olacaktı, onu bir ziyâret edelim!
  • Buyurun Hocam!
  • Günaydın Vahap Bey, hayırlı sabahlar, bugün nasılsınız bakalım?
  • Hayırlı sabahlar Hocam, daha iyiceyim, kaşıntılar oldukça hafifledi!
  • Çok güzel! Mikâil Bey, hastamız hakkında kısa bilgi ricâ ediyoruz!
  • Tabii Hocam! Vahap Bey 58 yaşında esnaf, yaygın nümüler ekzema sebebiyle misâfirimiz. Düşük doz steroid, non-sedatif antistaminik, makrolid antibiyotik ve topikal steroid-antibakteriyel karışımı bir krem uyguluyoruz. Oldukça rahatladı Hocam!
  • Teşekkürler Mikâilciğim! Tedâvimizi on güne tamamlayalım!
  • Geçmiş olsun Vahap Bey, tedâviye devâm ediyoruz. Şekerimiz ne âlemde?
  • İyi gidiyor Hocam, 140 civârında seyrediyor!
  • Güzel! Evet arkadaşlar, “nümüler” dedik, ne demek istedik acabâ?
  • Biraz ipucu verebilir misiniz Hocam?
  • “Nümizmatik” desem!
  • Çıkaramadık Hocam!
  • Para koleksiyonculuğu demek!
  • Hâlâ bağlantıyı kuramadık Hocam!
  • “Mâdeni para şeklinde” anlamına geliyor arkadaşlar! Dikkat ettiyseniz hastamızın lezyonları yuvarlak odaklar şeklindeydi. Nümüler ekzema, atopik dermatitin özel bir formu olup süperantijenler tarafından oluşturulan bir hastalıktır.
  • Süpermen gibi antijenler de mi var Hocam?
  • Evet arkadaşlar! Ama önce antijeni bir tanımlayalım Dursun Bey!
  • Vücûda yabancı, düşük molekü ağırlığına ve immüniteyi uyarma özelliğine sâhip protein molekülleridir Hocam!
  • Âferin! Peki, antijenin süperi nasıl oluyor acaba Nâdire Hanım?
  • Hatırlayamadım Hocam!
  • Normal sunum ve aktivasyon zincirine tâbi olmayan, efektör hücreleri doğrudan uyaran, genellikle toksin yapısında moleküllerdir. Süperantijenlerin rol oynadığı hastalıklara örnekler verelim Ayşe Hanım!
  • Atopik dermatit, guttat psöriyâzis, kızıl, haşlanmış deri sendromu, toksik şok sendromu, TEN…
  • Aferin! Hastamıza niçin antibiyotik verdiğimizi anladık mı arkadaşlar?
  • Süperantijen üreten odakları temizlemek içindir Hocam!
  • Âferin! Evet arkadaşlar, gelelim çok karıştırdığınız ekzema mes’elesine! “Ek” anatomide ne ifâde eder Şemsettin Bey?
  • Dış taraf demek Hocam!
  • Örnek verelim!
  • Ektoderm, ektoparazit, ektropiyon, ektopik, ekzositoz…
  • Âferin! “Zein” de Latince de, kaynamak, fışkırmak, sulanmak gibi anlamlara geliyor. “Ek” ve “zein”i birleştirelim Âhu Hanım!
  • Derinin sulanması gibi bir anlam çıktı sanki Hocam!
  • Âferin! Cildimizin en önemli görevi, sarıp sarmaladığı insanı her türlü tehlikeden korumaktır arkadaşlar! Mikroplardan, kimyâsallardan, sıcaktan, soğuktan, radyasyondan, su kaybından, görünür görünmez, bildiğimiz bilmediğimiz her türlü tehlikeden! Ekzema, sanki epidermisin, içine giren yabancı maddeleri sulandırarak dilüe etme ve dışarı atma refleksidir. Aynı zamanda insana; “zararlı bir madde ile temâs ediyorsun, uzak dur” mesajı da veriyor!
  • Ekzemaların çoğunu sulantılı değil de kuru ve çatlak olarak görüyoruz Hocam!
  • Doğru! Verilen mesajı anlamayan insan, o madde ile temâsa devâm ettikçe, epidermis bu sefer kendisini, özellikle korneum tabakasını kalınlaştırarak o maddenin daha içerilere geçmesini engellemeye çalışıyor.
  • Çatlama nasıl oluyor Hocam?
  • Bildiğiniz gibi epidermiste damar yok arkadaşlar, dermisten difüzyonla besleniyor. Aşırı kalınlaşan korneum, yeterli su ulaşamayınca, susuz kalmış toprağın çatladığı gibi çatlıyor.
  • Ekzemaların, özellikle de atopik dermatitin immünolojisi de çok karışık ve anlaşılmaz gibi geliyor Hocam!
  • Öyle görünüyor! Acaba iş bu kadar karışık mı diye benim de tereddütlerim var!
  • Ne gibi Hocam?
  • Bir hikâye ile cevap vermeye çalışayım: Biri matematikçi, biri kimyâcı, biri de fizikçi üç bilim adamı ava çıkmışlar. Derken hava birdenbire bozmuş, tipiden göz gözü görmez olmuş. O hengâmede bir kulübeye kendilerini zor atmışlar. Sığındıkları evin sâhibi Ahmet Ağa, üç avcıyı bir odaya almış, odun sobasını parlattıktan sonra: “Siz ısınadurun, ben içeriden Allah ne verdiyse bir şeyler hazırlayayım” deyip dışarı çıkmış. Bizimkiler biraz ısınınca bilim adamlıkları depreşmiş. Bakmışlar ki, soba bir taşın üzerine kurulmuş. Hemen bilimsel açıklamalara girişmişler. Matematikçi: “Bu adam çok esaslı matematik biliyor. Sobanın optimal yanması için gerekli bütün hesaplamaları doğru bir şekilde yapmış, sinüsü, kosinüsü, tanjantı, kotanjantı ayarlamış ve sobayı taşın üzerine kurmuş” demiş. Kimyâcı: “Olur mu? Bu adam esaslı kimyâ biliyor. Optimal yanma için gerekli kimyâsal formülleri hesaplamış, hidrojen, oksijen, azot, karbondioksit oranlarını en uygun bulduğu pozisyona sobayı yerleştirmiş” yorumunu yapmış. Fizikçi aşağı kalır mı! “Yok arkadaşlar! Bu adam esaslı fizik biliyor. Enerjinin sakınımı kânununu, hava akım yönlerini, optimal yanma yüksekliğini hesaplamış, sobanın altına taşı yerleştirmiş” açılımını getirmiş. Biraz sonra Ahmet Ağa, elinde bir tepsi ile içeri girmiş ve “Buyurun, acıkmışsınızdır” demiş. Bilim adamları bir taraftan tepsidekileri temizlerlerken, bir taraftan da ev sâhibine sormuşlar: “Ahmet Ağa! Biz kendimizce bazı bilimsel yorumlar yaptık amma, bir de sana soralım! Sobayı niye taşın üstüne koydun?”. Ahmet Ağa bütün sâfiyetiyle: “Niye olacak Beyim! Boru yetmedi de!”demiş.
  • Şimdi arkadaşlar, eğri oturalım, doğru konuşalım!
  • Niye eğri oturuyoruz Hocam, belimiz ağrır sonra!
  • Haklısınız! O zaman doğru oturalım, doğru konuşalım! Ben tıp fakültesine 1973’te, yani 40 yıl önce başladım. O zamanlar Amerika’da allerjik hastalıkların insidansı %3’ler civârında idi. aradan geçen kırk yılda, immünoloji akıl almaz şekilde gelişti, bir sürü ilaç keşfedildi, çeşit çeşit anti allerjik malzemeler icâd edildi. Şu anda insidans kaç dersiniz?
  • %2 veya %1’ler dolayında olmalı Hocam!
  • Nerde o günler! %15’ler civârında geziyor arkadaşlar!
  • Hocam bu kadar bilgi ne işe yaradı öyleyse?
  • Ben bilmem immünologlar bilir!
  • Yârın görüşmek üzere iyi günler arkadaşlar1
  • İyi günler Hocam!